Doğan Cüceloğlu hayatını kaybetti

Ünlü psikolog ve yazar Doğan Cüceloğlu Beşiktaş Akatlar’daki evinde ölü bulundu. Alışverişten dönen Cüceloğlu’nun eşi, evde kocasının cansız bedeni ile karşılaştı. Olay yerine gelen Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, evin içerisinde incelemelerde bulundu. İlk incelemelere göre Cüceloğlu’nun evde düşerek hayatını kaybettiği belirlendi. Polis ekiplerinin incelemeleri sürüyor.

Atiye dizisine dava

Yazar Buket Uzuner, Netflix yapımı “Atiye” dizisi hakkında, 2015 yılında yayımladığı “Toprak” romanının izinsiz kullanıldığı gerekçesiyle, İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde intihal davası açtı.

Yapımcılığını OG Prodüksiyon’un üstlendiği, Netflix’te yayınlanan “Atiye” dizisi için yazar Buket Uzuner, intihal davası açtı. Açılan davanın gerekçesinde, Uzuner’in “Tabiat Dörtlemesi” olarak bilinen “Su”, “Toprak”,”Hava”, “Ateş” adlı romanlarının hepsinde ana karakter olan ‘Defne Kaman’ ve anneannesi ‘Umay Nine’nin dizide izinsiz ve sözleşmesiz kullanıldığı belirtildi.

“Bilindiği gibi bir roman ve senaryonun temeli onun ana karakterleridir ve olayların akışı yoğunluklu olarak ana karakterlerin belirlediği bir yolda gelişir. Bu gerek edebiyatçılar gerek senaryo, film ve dizi sektöründe çok bilinen bir teknik konudur. ‘Atiye’ dizisinin senaryosu, Buket Uzuner’in ‘Defne Kaman’ın Maceraları – Toprak’ romanının ana karakterleri üzerine farklı adla kurulduğu ‘Atiye’ dizisi, yazarın ‘Su’, ‘Hava’ ve aynı serinin yazmakta olduğu ‘Ateş’ adlı eserlerine karşı bir fikrî ihlalidir.
‘Atiye’ dizisi senaryosundan Buket Uzuner’den izinsiz ve habersiz alınan (arkeolog, anne, kız kardeş gibi) ana ve yan karakterler (bunların adları değiştirilmiş) olayın örgüsü ve gidişatı çıkarıldığında geriye ‘Atiye’ diye bir dizi kalmamaktadır. Burada açık ve net bir intihalden ziyade Buket Uzuner’in sevilen romanının ustaca değiştirilerek işlenmesi ve bundan bir senaryo çıkarılması söz konusudur. Buna rağmen yapımcılar kamuoyunu yanıltmamışlar ve kamuoyu bu dizinin ‘Toprak’ romanı ve dört elementin karakterleri ve konusunun değiştirilerek işlenmesi olduğu farkına varmış ve bunu sosyal medyada dile getirmiştir.”

Netflix’ten ya da OG Prodüksiyon’dan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Adalet Ağaoğlu hayatını kaybetti

Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Adalet Ağaoğlu, 91 yaşında hayatını kaybetti. Ağaoğlu, Ölmeye Yatmak, Bir Düğün Gecesi, Hayır gibi eserleriyle birçok ödül kazanmıştı.

Adalet Ağaoğlu Kimdir?

Adalet Ağaoğlu, 23 Ekim 1929’da Ankara’da doğdu. Daha çok roman ve öykü türündeki eserleriyle tanınan yazar, 20. yüzyıl Türk edebiyatının en önemli romancılarından biri olarak kabul edilir. Türkiye’nin farklı dönemlerini ve bu dönemlerin insan hayatlarına etkisini inceleyen eserler vermişti.

Edebiyata ilgisi lise yaşamında şiirlerle başladı, kısa bir süre sonra oyun yazarlığına yöneldi. İlk defa 1946’da Ulus gazetesinde tiyatro eleştirileri yayımlayarak yazarlığa başladı. 1948-50 arasında Kaynak Dergisi’nde şiirleri yayımlandı.

1951-1970 yılları arasında TRT’de çeşitli görevlerde bulundu. Ankara Radyosu’nda göreve başladığı yıl ilk radyo oyunu olan “Aşk Şarkısı’nı” yazdı. Radyo’da görev yaparken tiyatro oyuncusu ve yönetmen dört arkadaşı (Kartal Tibet, Üner İlsever, Çetin Köroğlu, Nur Sabuncu) ile birlikte Ankara’nın ilk özel tiyatrosu olan “Meydan Sahnesi”‘ni kurdu. Meydan Sahne Dergisi’ni çıkardı. 1953 yılında tiyatro eğitimi almak için Paris’e gitti. 1953’te Sevim Uzungören’le birlikte yazdığı “Bir Piyes Yazalım” tiyatro oyunu aynı yıl Ankara’da sahnelendi. 1954 yılında mühendis Halim Ağaoğlu ile evlenen sanatçı, ilk romanını yazana kadar oyun yazarlığını sürdürdü. Üst üste yazdığı oyunlarla altmışlı ve yetmişli yılların önde gelen oyun yazarlarından oldu. TRT’nin özerkliğine el konulması gerekçesiyle TRT Radyo Dairesi Başkanlığı’ndan 1970’te istifa eden sanatçı o tarihten bu yana yazarlıktan başka bir işle uğraşmadı. Edebiyat yaşamının bazı dönemlerinde “Remüs Tealada” ve “Parker Quinck” gibi takma adlar kullanmıştır.

İlk romanı Ölmeye Yatmak, 1973’te yayımlandı. Bu ilk romanından itibaren tüm eserleri yoğun tartışmalara konu oldu. Ölmeye Yatmak, daha sonra yazdığı Bir Düğün Gecesi(1979) ve Hayır (1989) adlı romanlarla bir üçleme oluşturdu ve birçok ödül kazandı. Bir Düğün Gecesi ve Hayır romanları yayınlanır yayınlanmaz, ikinci romanı olan Fikrimin İnce Gülü, dördüncü basımında toplatıldı. “Fikrimin İnce Gülü” romanı hakkında, “askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif (küçük düşürmek)” suçlamasıyla hakkında 1981 yılında dava açılan Ağaoğlu, iki yıl süren davanın ardından aklandı. Düğün Gecesi” ise soruşturma aşamasında kaldı. Dönemin üç önemli roman ödülüne layık görülmüş olan Bir Düğün Gecesi adlı roman için ayrıca Aldous Huxley’den aşırma olduğu suçlaması ortaya atıldı ve uzun tartışmalara sebep oldu.

Öykü kitapları, denemeler, anı-roman türünde eserler de yayımlayan Ağaoğlu 1991 yılında Çok Uzak Fazla Yakın’la oyun yazarlığına döndü.

Nuri Pakdil hayatını kaybetti

Nuri Pakdil hayatını kaybetti Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Nuri Pakdil’in yaşamını yitirdiğini Metin Türk edebiyatının önemli isimlerinden Nuri Pakdil tedavi gördüğü hastanede vefat etti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Nuri Pakdil için bir taziye mesajı yayınladı.

“Nuri Pakdil bey Hakk’ın rahmetine kavuştu. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Bir güzel insan daha göçtü… Mekanı cennet olsun.”
Nuri Pakdil, kendine has üslubuyla yaptığı meşhur devrimci selamıyla da biliniyordu.

NURİ PAKDİL KİMDİR?
Kamuoyunda ‘Kudüs Şairi’ olarak tanınan ve Kudüs hakkındaki eserleriyle bilinen şair yazar Nuri Pakdil, 1934’te Kahramanmaraş’ta başlayan hayatı boyunca onlarca deneme ve şiir kaleme aldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü. En çok ‘Ebubekir Sonumut’ müstear ismini kullandı. İşte, Nuri Pakdil hakkında merak edilen ayrıntılar…

1934 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya geldi. Lise eğitiminin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. İlk çalışmalarını, şiir ve deneme türlerinde memleketinde “Demokrasiye Hizmet” gazetesinde yayımladı. Lisedeyken “Hamle” adında bir dergi çıkardı. İstanbul’da bir haftalık dergide sanat sayfaları düzenledi.

1969 yılında “Edebiyat” dergisini ve 1972’de Edebiyat Dergisi Yayınları’nı kurdu. Edebiyat Dergisi Yayınları’nın ilk kitabı Batı Notları’dır. Edebiyat dergisi, kimi aralıklarla uzun yıllar sürdürdüğü yayınına, Aralık 1984’te ara verdi. Edebiyat Dergisi Yayınları, 1972-1984 yılları arasında 18’i Nuri Pakdil imzasını taşıyan, 45 kitap yayımladı.

28 Şubat 1997 tarihinde Edebiyat Dergisi Yayınları’ndan yeniden kitap yayımlamaya başladı. Daha önce yayımlanan 5 kitabın yeniden çalışılmış basımı ve 12 yeni kitabın ilk basımları yapıldı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü. Kasım 2014’te Necip Fazıl Saygı Ödülü’nün ilkini aldı.

2014 yılında TRT1’de yayınlanmış olan “Yedi Güzel Adam” dizisinde kendisinden bahsedildi. Hiç evlilik yapmayan Nuri Pakdil, iyi deredece Fransızca biliyor ve Kasik Batı müziği ile edebiyatına ilgi duyarak yakından takip ediyor.

Yazarlığı boyunca 16 müstear isim kullanan Nuri Pakdil’in en çok tercih ettiği ise “Ebubekir Sonumut” olmuştur.

NURİ PAKDİL’İN KİTAPLARI
Harikalar Tablosu / Prevert, Oyun/Çeviri, Temmuz 1974. Ay Operası / Prevert, Şiir/Çeviri, Nisan 1975. Biat II, Deneme, Ocak 1977. Bağlanma, Deneme, Şubat 1979. Bir Yazarın Notları II, Deneme, Aralık 1980. Put Yapımevleri, Oyun, Nisan 1980. Biat III, Deneme, Nisan 1981. Anneler ve Kudüsler (Şiir) Bir Yazarın Notları III, Deneme, Mayıs 1981. Kasırganın Çatırtıları / Guillevic, Şiir/Çeviri, Mayıs 1981. Bir Yazarın Notları IV, Deneme, Eylül 1982. Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş, Oyun, Haziran 1982. Edebiyat Kulesi, Deneme, Şubat 1984. Sükût Sûretinde, Şiir, Şubat 1997. Derviş Hüneri, Deneme, Mart 1997. Batı Notları, Gezi-İzlenim, Mart 1997. Arap Saati, Deneme, Mayıs 1997. Umut, Oyun, Haziran 1997. Ahid Kulesi, Şiir, Haziran 1997. Korku, Oyun, Ağustos 1997. Klas Duruş, Deneme, Ekim 1997. Arap Şiiri (Güldeste) I, Şiir/Çeviri, Haziran 1998. Arap Şiiri (Güldeste) II, Şiir/Çeviri, Haziran 1998. Kalem Kalesi, Deneme, Ekim 1998. Bir Yazarın Notları I, Deneme, Mart 1999. Osmanlı Simitçiler Kasîdesi, Şiir, Temmuz 1999. Otel Gören Defterler 1: Çarpışan Sesler, Deneme, Aralık 1999. Otel Gören Defterler 2: Yazının Epik Resmi Çekildiği Sırada, Deneme, Mayıs 2000. Otel Gören Defterler 3: Büyük Sorgu, Deneme, Kasım 2001. Otel Gören Defterler 4: Simsiyah, Deneme, Nisan 2002. Otel Gören Defterler 5: Ateş Hattında Harf Müfrezeleri, Deneme, Ocak 2003. Otel Gören Defterler 6: Yazmak Bir Mûcize, Deneme, Haziran 2005.

Tuncer Cücenoğlu Hayatını Kaybetti

Bir süredir kanser ile mücadele eden oyun yazarı Tuncer Cücenoğlu, sabah saat 06.30’da, tedavi gördüğü İstanbul Sancaktepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

10 Nisan 1944 yılında Çorum’da doğan Cücenoğlu, Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü’nden mezun oldu. Oyunları Devlet Tiyatroları ve özel tiyatrolarda sahnelenen Cücenoğlu, Türkiye Yazarlar Sendikası ve P.E.N. Türkiye Merkezi üyesiydi. Cücenoğlu, 2011 yılında 11. Afife Tiyatro Ödülleri’nde Cevat Fahmi Başkut Özel Ödülü’nü almıştı.

Cücenoğlu’nun yeğeni Cem Cücenoğlu da Twitter’dan attığı bir mesaj ile amcasının vefat haberini duyurdu.

Paulo Coelho’dan Mesut Özil’e destek

Almanya Milli Futbol Takımı’ndan uğradığı ırkçılık ve baskı yüzünden ayrılan Türk asıllı Alman futbolcu Mesut Özil’e, dünyaca ünlü Brezilyalı roman ve söz yazarı Paulo Coelho’dan da destek geldi.

Coelho, Özil’in yazdığı mektuptaki ifadelere atıfta bulunarak şu sözleri dile getirdi: “Okumaya değer bir metin: ‘Kaybettiğimizde göçmendim.’ Özil, geçmişte ve şimdi ne olduğu hakkında ne söylerlerse söylesinler, daima kazanan sen olacaksın”

NE OLMUŞTU?

Özil, sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, 2009’dan bu yana 92 kez giydiği ve 23 gol attığı Almanya Milli Futbol Takımı’ndaki kariyerini noktaladığını belirtti.
29 yaşındaki futbolcu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelmesinden dolayı kendisi ve bir diğer Türk asıllı Alman oyuncu İlkay Gündoğan’ı, seçim kampanyasına alet olmakla suçlayan Almanya Futbol Federasyonu (DFB) Başkanı Reinhard Grindel’i haksız davranmakla eleştirdi.

PAULO COELHO KİMDİR?

Paulo Coelho 24 Ağustos 1947 yılında Rio de Janerio-Brezilya’da doğdu. Gençlik yıllarında önce şarkı sözleri yazdı. Bir süre gazetecilik yaptı. 1986’da Hıristiyanların Batı Avrupa’dan başlayıp İspanya’nın Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu yaptı. Bu deneyimini Hac adlı kitabında anlattı.
“Simyacı” romanı Coelho’yu tüm dünyada tanınan bir yazar haline getirdi. Bu kitap 2016 itibariyle 70 dile çevrildi.
Kitaplarından çok kazanan Coelho, ülkesinde Paulo Coelho Enstitüsü’nü kurdu. Bu kurum, Brezilya’daki yaşlılar ve yoksul çocuklara yardım ediyor.

Coelho, UNESCO’nun Kültürlerarası Diyaloglar Programı’nda danışmanlık yapıyor. Halen Brezilya’nın ikinci büyük kenti Rio de Janeiro’da yaşıyor.

Gabriel Garcia Marquez’den sonra en çok okunan Latin Amerikalı yazar. Son kitabı Hippi geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini alan Coelho’nun 6 kitabını da Can Yayınları Türkçe’ye kazandırdı.

Dayıoğlu’nun Edebiyat’ta 55. yılı

Edebiyat hayatının 55’inci yılını ‘A Takımı/İz Sürücü Köpekler’ dizisi ile kutlayan çocuk edebiyatının usta ismi Gülten Dayıoğlu, her yaştan okurunu minik bir seslenişle selamlıyor: “Kitap aşı gibidir. Aşı nasıl mikroplara karşı bağışıklık kazandırırsa, kitaplar da yaşamın her türlü haline karşı bizlerde bağışıklık oluşturur.”

Edebiyat hayatınızın 55’inci yılını kutluyorsunuz. 90 kitapla üç kuşağın yazarısınız. Kuşaklar değişirken sizin edebiyatınız nasıl bir değişim geçirdi, son yıllarda hız kazanan değişim eserlerinize nasıl yansıdı?

Elli beş yılı her zaman, kimliğimin ve kalemimin gelişim süreci olarak değerlendirdim. Bu bilinçle varlığımı dış dünyaya ve topluma bağlayan tüm antenlerim açık olarak yaşadım. Hiçbir koşulda rehavete kapılmadım. Çünkü çocuk edebiyatı sorumluluk isteyen bir dal. Ben de kalemimi çocuk edebiyatına adadığım için, sorumluluk Demokles’in kılıcı gibiydi tepemde. Bu bilinçle kendimi ve kalemimi hep yenileme gereksinimi duydum. Bilimkurgu, fantastik kurgu örneğin ‘Mo’nun Gizemi’ndeki genetik teknolojisi gibi alanlara açıldım. Bir tür kabuk değiştirme dönemleriydi bunlar. Çocuk ve gençlik edebiyatındaki çabamı yürümekten koşmaya sonra da yeni konuları işlerken yapmak durumunda kaldığım araştırmalarla adeta, maratona dönüştürdüm. Eskiler, “Zaman sana uymuyorsa, sen zamana uy “ derler. Ben de öyle yaptım. Hâlâ da eserlerimle günümüz çocuklarının bulundukları zihinsel, duygusal ve ruhsal düzeye erişme çabam sürmekte. Kendimi geliştirmemde çok okumamın, düzenli olarak yabancı ülkelerdeki kitap fuarlarına gitmemin de etkisi oldu. Fuarlarda dünya çocuklarının çağa uygun ve güncel okuma beğenileriyle ilgili bilinç ediniyordum.

Yazarlığa adım attığınız yıllar çocuk edebiyatının Türkiye’de bir alan olarak var olmadığı yıllardı. Ve bunun oluşumunda büyük emek veren yazarlarımızdan birisiniz. Bu geçen süre içinde çocuk ve gençlik edebiyatımızın geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Çocuk edebiyatı yoktur” diyenler epey zaman, “Çocuk edebiyatı özgün ve çok önemli bir alandır” söylemimi yok saydılar. Fırsat buldukça, “Sen bir ilkokul öğretmenisin, akademik konularda görüşlerini böylesine dayatman doğru değil. Çizmeyi aşma” vb. sözlerle beni de yok saymaya kalkıştılar. Biz bunları tartışırken, çocuk edebiyatı tüm uygar ülkelerde uzun yıllardır benimsenip saygınlık kazanmıştı. Sonunda bizde de çocuk edebiyatının varlığı kabul edilldi. Öyle ki, üniversitelerde bu alanda kürsüler açıldı. Üstelik uygar ülkelerde olduğu gibi çocuk edebiyatı kendi içinde okurların yaş düzeylerine göre bölümlere bile ayrıldı. Bana da sevinmek, gönenmek düştü. Ne var ki, zaman geçtikçe sevincim kursağımda kaldı. Çünkü ülkemizde çocuk edebiyatı yabancı ülkelerdeki anlayışla kavranmadı. Birçok alanda yozlaşmalar belirdi. Çocuk edebiyatı alanında, yazarların kendi doğrularını okurlara dayatma aracıymış gibi bir algı ortaya çıktı. Bu algılar yayıldı ve doğal bir gelişmeymiş gibi kabul görmeye başladı. Ben de doğru yolda kalem oynatan meslektaşlarımı düşünerek ülkemizde “Çocuk edebiyatı halen gelişme aşamasındadır” diyerek, konuyu kötümserlikle kesip atmıyorum. Bu alanda beni umutlu kılan, sorumluluk bilinci gelişmiş yazarlar var. Onların eserleri, kitabevi raflarını ayrık otu gibi sarmış olan çalakalem yazılmış, okuru belli görüşlere yönlendiren kitaplar arasında ışıldayıp duruyor. Hâl böyleyken, ülkemizde “Çocuk edebiyatı, gelişimini sürdürmektedir” söylemini benimsiyorum. Bu savrukluğun nedeni bence çocuk kitaplarının kimi yayıncılar tarafından tümüyle domates, biber, ekmek, peynir gibi kâr getiren birer mal gibi değerlendirilmesidir. Bu görüşte olan yayıncılar, yazarın getirdiği her kitabı basıyor. Bu nedenle piyasada çalakalem yazılmış çocuk kitabından geçilmiyor. Aynı piyasada çocuk kitabı yayıncılığına soyunan, ana parasını bu iş alanında büyütmeye çalışan tüccarlardan da geçilmiyor. Çünkü sürüm çok, kâr da büyükmüş…

İlk romanınız ‘Fadiş’in okurlarınızın kalbinde apayrı bir yeri var.

Yazımı okurla buluşmasından çok daha eskiye dayanıyor ve kuşaklar değişse de ona olan ilgi ve sevgi değişmiyor.

‘Fadiş’i her daim güncel yapan nedir?

‘Fadiş’, ilk romanım. Benimle bütünleşmiş bir kitap. O kitapta çocukluğumdan çok etkileyici kesitler yer almakta. Bu bölümlerin kurgu olmadığını okur hemen anlıyor. Kitabın konusu, yazarın anlatım biçimi, kişiler, olaylar da aynı saflıkla ve insani söylemlerle oluşturulmuş. Yediden yetmişe herkesi öylesine içtenlikle kavrıyor ki! Kitapta herkes kendinden bir ses, bir soluk bir renk, ışık ve yürek titreşimi buluyor.

‘A Takımı/İz Sürücü Köpekler’ dizisinde dokuz yavru köpeğin özel eğitim süreçlerini ve eğitim sonrası yaşadıkları maceraları anlatıyorsunuz.

‘Yaşadıklarım ve Düşlediklerim’ adlı kitabınızdan biliyoruz ki her kitabınızın bir yazılış öyküsü var. Bu serinin yazılış öyküsü nedir?

‘Fadiş’ benim, 1961’de yani yirmili yaşlarımın ortasında yazamaya başladığım, ancak on yıl boyunca bastırıp okurlarıma ulaştıramadığım bir kitap. ‘A Takımı/İz sürücü Köpekler’ dizisini ise aynı coşkularla seksenli yaşlarımın ilk iki buçuk yılında yazdım. Yazılış öyküsünde, bu kitapları yazmak için hiç beklemediğim bir coşkuyla tetiklenişim anlatılıyor. Çok sevdiğim bir arkadaşımın eşi, Silivri’de K9 niteliği taşıyan özel köpekleri yetiştirme çiftliği kurmaya girişti. Arkadaşım eşinin bu çiftlikle ilgili düşlerini anlatınca meraklandım. Binaların temeli atıldıktan sonraki gelişmeleri arkadaşıma gün be gün sormaya başladım. Sonunda çiftlik ve içindeki köpek okulu tam donanımlı olarak açıldı. Birkaç ay sonra arkadaşım beni oraya çağırdı. Heyecan içinde gittim. Çünkü arkadaşım köpek eğitimine ve üretimine başlandığını söylemişti. Gerçekten de çiftliğe ulaşınca kulaklarıma inceli kalınlı köpek sesleri doldu. Yüreğim pır pır ediyordu. Onları yakından görmek istiyorum. Ama arkadaşım beni heyecanla ötelerde bir binaya doğru çekiştirdi: “Gülten Teyze, çiftliği sonra gezeriz. Şu anda çok önemli bir olaya yetişmemiz gerek” diyordu. Gittiğimiz binanın giriş kapısına ulaşınca, tabelayı gördüm. Burası köpeklerin ‘doğumevi’ idi. Beni hemen içeriye aldılar. Hızlı hızlı üstüme mikroptan arınmış bir tulumla başlık ve ameliyathane galoşu giydirdiler. O sırada yüreğimdeki pır pır, gümbür gümbür çarpıntıya dönüştü.

‘DOKUZ YAVRUNUN GELİŞİMİNİ ADIM ADIM İZLEDİM’

Genç bir Alman kurdu yere yatmış doğum yapıyordu. Bizi görünce şöyle bir baktı. Ama kızmadı. Çünkü o tüm varlığıyla içinden çıkmakta olan yavrularına odaklanmıştı. Kimi kendiliğinden doğuyordu. Kimini de anne ağzıyla çekip bedeninden çıkarıyordu. Sonra göbek kesme… Ve el kadar yavrular, ana köpeğin çevresinde devrile yuvarlana dolanmaya çabaladılar. Her birinin ne gözü görüyor de kulakları işitiyor ne de burunları koku alıyordu. Ağlamaya başladım… Dokuz yavrunun dünyaya ayak basışına tanık olmuştum. O anda bu yavruların yaşamlarını yazmaya karar verdim. Dokuzunun da gelişmelerini kâh çiftliğe giderek, kâh görüntülü telefonla ya da sahiplerinin verdiği bilgilerle adeta adım adım izledim… Eğitim alanlarında kendi boylarında minik araçlarla alıştırma yapmaları doyumsuz bir seyirlikti. Araçlardan yere düştükçe mıyıklayarak yeniden eğitime girişmeleri, onları gerçek insan yavrusu gibi algılayacak hale getirdi beni. Sevgim ve ilgim öylesine arttı ki!. Hemen onların öykülerini yazma planlarımı gerçekleştirmeye giriştim. Bir yıl sonra diplomalarını aldıklarında on kitabın planı hazırdı. Bu arada çeşitli kaynaklara başvurarak onların gerçek yaşamdaki görevleriyle ilgili bilgiler topluyordum. Bu köpeklerle önemli görevlerde bulunup türlü serüvenler yaşayacak olan uzmanlarla buluşup görüşüyordum. Daha önce 1960’larda her sayfası resimli ‘Ayşegül’ kitaplarını Fransızcadan dilimize uyarlamıştım. 1980’lerin sonlarına doğru, kendi kurgumla çok sevimli bir anaokulu öğrencisi olan Ece ile sonradan aileye katılan kardeşi Yüce’nin öykülerini yazdım. Her sayfası resimli, yirmi kitaptan oluşan bu diziyi okurlarıma sundum. Ondan sonra yine resimlerle bezenmiş öykülerden oluşan, on sekiz kitaplık ‘Gelincik’ dizisini kaleme aldım. Bu birikimime güvenerek yazmaya giriştiğim ‘A Takımı/İz Sürücü Köpekler’ dizisini; her sayfası resimli altmış, yetmişer sayfalık öyküler halinde kitaplaştırdım. Diziyi yazarken, 1965-1966 yıllarında ‘Ayşegül’leri Türkçemize uyarladığım dönemdeki coşkuyu yaşadığı belirtmeden geçemeyeceğim.
İz sürücü köpeklerin engelli insanlar ve özel gereksinimli çocuklar için rehberlik ve rehabilitasyon çalışmalarında, hayvan, bitki, tarihi eser kaçakçılığı operasyonlarında, arama kurtarma çalışmalarında, uyuşturucu madde operasyonlarında ve hatta hastalık saptama çalışmalarında görev aldıklarını görüyoruz. Bir taraftan hayvanların hayatımızda ne büyük değişiklikler yaratabileceklerini görürken diğer yandan türlü insan hikâyelerine, farklı yaşantılara tanık oluyoruz. Toplumun çocuklardan sakındığı, saklamaya çalıştığı gerçeklikleri anlatmanın onlara ne gibi katkıları olduğunu düşünüyorsunuz? ‘A Takımı’nın yaşadığı serüvenler, hemen her gün televizyonlarda ve basında gündeme gelen türden. Hepsi de yaşamın içinde burun buruna geldiğimiz konularla örüldü. Deprem, maden ocağı göçüğü, zararlı maddelerle çocuk ve gençlerimizi zehirlemekte olan kişilerin sattıkları mallarla birlikte ekranlarda sergilenmesi, arkeolojik kazılardan çıkarılan eserlerin yurtdışına kaçırılması, banka soygunları televizyon filmlerinin baş konusu. Mesela domuz gribi salgınında hasta yolcuların uçaklara binmesinin engellenmesinde de eğitimli köpekler kullanıldı havaalanlarında. Bu ve benzeri konuları işledim. Çocuk okurların bu öykülerle edinecekleri yaşam deneyimleri, ‘çocuğa görelik ilkeleri, yaş düzeyleri, dil dağarcıkları, algılama sınırları’ göz önünde bulundurularak işlendi kitaplarda. Kaldı ki günümüzün çocukları bilgisayar oyunlarıyla, öylesine şiddet ve vahşet deryalarına dalıyorlar ki!.. Bu kitapları daha ilk yazmaya oturduğumda değişik çevrelerden ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf öğrencilerine okuttum. Elbette ailelerin izniyle. Çocuklar adına kaygı verici hiç bir dönüt alınmadı. Tersine; üçüncü kuşak okurlarımın, yepyeni konularla örülmüş çocuk kitaplarımı özlemiş olduklarını gerçeğiyle karşılaştım. Kitap fuarlarında, ilk okurlarım olan büyükanne ve büyük babaların, ‘A Takımı/İz Sürücü Köpekler’ dizisine gösterdikleri nostaljik ilgi nedeniyle yoğun duygularla kuşatıldığım anlar oldu.

Röportaj: Devrim Yılmaz

Bakan Avcı Kadıköy’de

Eski Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı Kadıköy Özdemiroğlu İmam Hatip Ortaokulu’ndaki Tubitak Fuarı açılışına katıldı. Yoğun ilgiyle karşılanan ve İmam Hatip okulları arasında yapılan 25 proje ile en kapsamlı bilim projesi olan Tübitak 4006, İstanbul’da fark yarattı.

Özdemiroğlu İmam Hatip Ortaokulu Müdürü İsmail Toluay açılışta yapmış olduğu konuşmada Kültür ve Turizm Bakanı Avcı’yı okullarında ağırlamaktan büyük mutluluk duyduklarını belirterek, bilim ve sanata dair fuar ve çalışmalarının aralıksız devam edeceğini belirtti.

Örnek fuarın bilimsel projeleri ise şunlar:

1. Çevre Temiz Yaşam Nefis 2. Sabah Ezanının Etkileri 3. Pilli Çiçek 4. Meyveli-Sebzeli Turnusol Kâğıdımız 5. Manyetik Alanın Etkileri 6. Sağlıklı Beslenerek Büyüyoruz 7. Tasarruf Ediyor Muyuz? 8. Programlıyız 9. Kuran-ı Kerimde Adı Geçen Hayvanlar ve Bunların Özellikleri 10. Çiftçi Balıklar 11. Başarımızı Etkileyen Teknoloji 12. Basit Makineler Nerelerde? 13. Starter Kültür Kullanımının Fermantasyona Etkisi 14. Kuran-ı Kerim´de Zeytin 15. Süpürge Koruyucu 16. Koordinat Düzleminde Doğru Çizme 17. Ames Odası 18. Güneşli Evimiz 19. 3D Dictionary 20. Çanakkale Savaşı’nın Maketle Anlatımı 21. Dilim Arınıyor 22. Çarpışmayan Vagonlar 23. Nefes Aldıran Araçlar 24. Bitmeyen Dönüşüm 25. Dolma Kalemimle Yazıyorum

http://ozdemiroglu.meb.k12.tr/icerikler/tubitak-4006-bilim-fuarimizin-acilisini-sayin-bakanimiz-nabi-avci-yapti_5218684.html

 

Demirbağ: “Çizgi roman bir tedavi yöntemidir”

TÜRKİYE’NİN İLK ÇİZGİ ROMAN PANELi

“Artık çocuklarımızı batının sanal kültür kahramanlarıyla tek taraflı olarak büyütmeyelim; çocuklarımızı kendi kahramanlarımızla tanıştıralım.” vurgusuyla Sancaktepe’de faaliyete geçen, Türkiye’nin ilk Çizgi Roman Okulu yine bir ilke daha imza attı.

Türkiye’de ilk kez ‘çizgi roman” konusu Yıldız Teknik Üniversitesi ve Sancaktepe Belediyesi işbirliği ile akademik anlamda kamuoyuna panel olarak sunuldu.

Panelin açılış konuşmasını yapan Sancaktepe Belediyesi Başkanı İsmail Erdem “200 yıllık kültürel işgalin etkisini minimize etmek ve kendi kültürel değerlerimize öncelik vermek için açtığımız çizgi roman okulumuzdan yarınlarımız için umutluyuz” dedi.

Yıldız Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Yakup Çiçek, Doç. Dr. Cevdet Şanlı ve Doç. Dr. Mustafa Başaran yaptıkları konuşmalarda çizgi romanın çocuk edebiyatı, çizgi roman filmler ve oyuncaklar konusundaki önemine değindiler.

Çizgiroman Okulunun öğretmenlerinden Demirhan Kadıoğlu, Murat Sevinç, Suat Karadağ, Nedim Polat, Ahmet Sekendiz ise böylesi bir projede yer almaktan duydukları memnuniyeti belirttiler.

Panelde Ümit Kireççi, Emine Ekşi ve Gülsima Sevinç’ de konuşmacı olarak cizgi romanın psikososyal-kültürel önemine vurgu yaptılar.

FEHMİ DEMİRBAĞ: “BİR TEDAVI METODUDUR ÇİZGİ ROMAN”

Panelin moderatörlüğünü yapan aynı zamanda Çizgi Roman Okulu’nun kurucusu ve öğretmenlerinden olan Fehmi Demirbağ “Çizgi roman artık Unesco tarafından bir eğitim modellemesi olarak kabul edilmiştir. Psikiyatr kliniklerinde dahi bir tedavi metodu olarak adeta ilaç gibi ele alınmaktadır.” dedi.

Osmanlı padişahlarının çizgi roman ansiklopedisi olarak ele alınacağı projenin bir sonraki hedefi ise çizgi film üretmek olacak.

“Edebiyat en demokratik sanattır.”

Okuyucularıyla buluşan Ümit, “Edebiyat en demokratik sanattır” diyerek katıldığı etkinliğe damga vurdu.

7.Sarıyer Edebiyat Günleri imza günleri, söyleşiler ve şiir teknesiyle devam etti. Etkinliklerin ikinci gününde Türk dizi tarihinin başyapıtlarından Leyla ile Mecnun’un senaristi Burak Aksak dizinin çekildiği Kireçburnu’nda edebiyatseverlerle buluştu. Usta edebiyatçı Ahmet Ümit ise gerçekleştirdiği söyleşide “Edebiyat en demokratik sanattır” diyerek etkinliğe damga vurdu.

Denizde sanat

Sarıyer Belediye’sinin bu yıl 7.sini düzenleyeceği Edebiyat Günleri yarın başlıyor. 13 Mayıs Pazar gününe kadar devam edecek olan etkinlikler, Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’nda gerçekleşecek. Edebiyatseverler hem boğazın eşsiz güzellği hem de edebiyatın verdiği huzurla üç gün boyunca sanat soluyacak.

Sarıyer Belediyesi 7. Sarıyer Edebiyat Günleri’ne bütün İstanbullular davet ediyor. 11-12-13 Mayıs’ta Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’nda gerçekleştirilecek etkinlikler, binlerce edebiyatseveri bir araya getirecek. 30 yayınevi ve 180 yazarın katılımıyla gerçekleşecek etkinliklere birçok şair, yazar, gazeteci, akademisyen ve edebiyatçıya ev sahipliği yapacak.

Bu sene düzenlenecek imza günlerinde edebiyatın öne çıkan isimleri; İnci Aral, Oktay Ekşi, Atilla Dorsay, Nebil Özgentürk, Nevşin Mengü, İrfan Değirmenci, Enver Aysever, Türkan Şoray, Kahraman Tazeoğlu, Pelin Batu, Aret Vartanyan, Ahmet Ümit olacak. Ayrıca büyük bir hayran kitlesine sahip “Leyla ile Mecnun” dizisinden tanıdığımız Burak Aksak, aynı isimli kitabını, dizinin fenomen karakterlerinden İsmail Abi’nin denize el salladığı yer olan Kireçburnu’nda sevenleri için imzalayacak. Sarıyer Edebiyat Günleri 13 Mayıs’ta Beyaz Martı Edebiyat Onur Ödülü töreninin ardından Cem Adrian konseriyle sona erecek.

Cemal Safi hayatını kaybetti

Edebiyat camiasının sevilen şairi Cemal Safi, KOAH hastalığı nedeniyle yoğun bakımda tutuluyordu. 80 yaşındaki şair, bir haftadan beri bulunduğu hastanede yaşam mücadelesini kaybetti.
17 Nisan 2018 salı günü saat 20.00 sularında hayata gözlerini yuman Safi’nin cenaze namazı, 20 Nisan 2018 tarihinde Cuma namazını müteakip Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Bilkent Doğramacızade Ali Paşa Camii’nde kılınacak.