Arşiv 27 Eylül 2019

Ramiz Dayının mezarı altı yılda neden yapılmadı?

Usta sanatçı Turcel Kurtiz’i kaybedeli 6 sene oldu. Tuncel Kurtiz, oyunculuk kariyerine Dormen Tiyatrosu’nda başladı. 1964 yılında rol aldığı Şeytan’ın Uşakları sinema filmi ile beyaz perdeye geçti. Özellikle son yıllarda başta Ezel olmak üzere rol aldığı dizileri ile de herkesin beğenisini kazandı. Kurtiz 6 yıl önce hayatını kaybetti. Bugün usta sanatçının 6. ölğm yıldönümü.

MEZARI EDREMİT’TE

Tuncel Kurtiz, 29 Eylül 2013’te Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Çamlıbel köyünde defnedildi. Geçen yıl hayranları Tuncel Kurtiz’in ailesine ‘3 yıl geçmesine rağmen bu mezar neden yapılmaz’ diyerek tepkilerini dile getirdi. Ailesi ise bu tepkilerin ardından mezarın Tuncel Kurtiz’in hayat görüşünü temsil ettiğini ifade ederek gereken zamanda müdahale edileceğini belirtti.

Hakime Hanımın Kıvanç Tatlıtuğ hayranlığı başını ağrıttı

Vergi usulüne muhalefet” suçundan 10 yıla kadar hapis istemiyle hakim karşısına çıkan Kıvanç Tatlıtuğ ile duruşma salonunda fotoğraf çektiren kadın hakim hakkında HSK tarafından inceleme başlatıldı.

Kıvanç Tatlıtuğ ise hakimin kendi davasına bakan hakim olmadığını açıkladı.

Ünlü oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ, sahte fatura kullandığı iddiasıyla “vergi usül kanuna muhalefet” suçundan 10 yıla kadar hakim istemiyle geçtiğimiz perşembe günü Anadolu 13. Asliye Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkmıştı. İddiaya göre, duruşma sonrasında Anadolu Adliyesi’nde görevli başka bir kadın hakim ünlü oyuncuyla fotoğraf çektirdi. Ardından çektirdiği fotoğrafı ‘Perşembe’nin sürprizi’ açıklamasıyla sosyal medyasında paylaştı. Sosyal medyada yayılan fotoğraf büyük tepki topladı.

‘İNCELEME BAŞLATILDI’

Bunun üzerine HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz twitter hesabından açıklama yaparak, “Bir hakim ile film yıldızının duruşma salonunda birlikte çektirdikleri fotoğrafın sosyal medyada yayımlanması akabinde HSK resen inceleme başlatmış olup, pazartesi itibariyle konu hakkında kamuoyu ayrıntılı olarak ayrıca bilgilendirilecektir. Saygı ile duyurulur” ifadelerine yer verdi.

TATLITUĞ’DAN AÇIKLAMA!

Twitter hesabından açıklama yapan Tatlıtuğ ise, “Fotoğraftaki hakim, benim davama bakan hakim değildir. Kamuoyunu bilgilendirmek isterim” ifadelerini kullandı

Kim Milyoner Olmak İster’de Kenan İmirzalıoğlu dönemi başlıyor

Kenan Işık’ın geçirdiği talihsiz kaza sonrası sunuculuk koltuğuna Murat Yıldırım oturmuştu. Yıldırım’ında oyunculuğa geri dönmek istemesi üzerine boşalan koltuğa Kenan İmirzalıoğlu’nun geçeceği dedikodular arasındaydı ki ünlü oyuncu bu söylentilere son noktayı koydu.

Akşam üzeri geldiği AVM’de alışveriş yapan Kenan İmirzalıoğlu, fenomen yarışma programı ‘Kim Milyoner Olmak İster’den ayrılan, Murat Yıldırım’ın yerine artık kendisinin sunacağını şu sözlerle açıkladı: ‘Kim Milyoner Olmak İster’ yarışmasını artık ben sunacağım. Program öncesi son hazırlıkları yapıyoruz.”

Murat Yıldırım, Kim Milyoner Olma İster yarışmasından bölüm başı 150 bin TL alırken Kenan İmirzalıoğlu’nun ise 250 bin TL alacağı söylentileri ise duyanların dudağını uçuklattı.

Dünyadan Bir Zeki Müren Geçti

Türk sanat müziğinin en büyük icracılarından “Sanat Güneşi” olarak tanınan Zeki Müren, ölümünün 23’üncü yılında ömrünün son yıllarını geçirdiği Muğla’nın Bodrum ilçesinde anılacak.

İlçede Zeki Müren’in ölüm yılı dolayısıyla çeşitli anma etkinlikleri düzenlenecek. Sanatçının 22 Eylül’de evinde mevlit okutulacak, akşam ise Bodrum Antik Tiyatro’da sanatçı Gökhan Sezen konser verecek.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve Mehmetçik Vakfı arasında imzalanan protokolle 8 Temmuz 2000’den beri Zeki Müren’in son yıllarını geçirdiği ev, sanatçının anısına düzenlenen sanat müzesi olarak kullanılıyor.

Müzeye gelen ziyaretçiler Sanat Güneşi’nin şarkılarıyla müzeyi geziyor. İki katlı müzede sanatçının birçok malzemesinin yanı sıra, kişisel eşyaları, hayranlarından gelen mektuplar, plakları, kasetçalarları, takıları, ödülleri ve fotoğrafları yer alıyor. Müren’in 1976 model klasik aracı ile elinde mikrofon tutan bronz heykeli de müzenin bahçesinde sergileniyor.

Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Zeki Müren’in hem Türkiye hem de Bodrum için çok önemli bir sanatçı olduğunu söyledi.

Müren’in çok önemli işlere imza attığını ifade eden Aras, “Bodrum’un ülkemize ve dünyaya tanıtılmasında emekleri olan çok büyük bir insan. Bir süre Bodrum’da yaşadı, bizlerden biriydi. Bu yıl onu 23’üncü ölüm yıl dönümünde Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve Mehmetçik Vakfı ile tekrar anacağız.” dedi.
Aras, sanatçının tüm mal varlığını TEV ve Mehmetçik Vakfına bırakarak eğitim bekleyen çocuklara ve şehit ailelerine çok büyük katkı sağladığına dikkati çekti.
Belediye olarak konser organizasyonunu üstlendiklerini belirten Aras, “Bodrum Antik Tiyatro’da sanatçı Gökhan Sezen sahneye çıkacak. Zeki Müren’in Antik Tiyatro’da çıktığı günleri hep beraber yad edeceğiz. Bodrum’a gelen herkes Zeki Müren Müzesi’ni ziyaret etmeden gitmiyor. Binlerce kişi burayı ziyaret ediyor ve bu bizim mutlu ediyor.” ifadesini kullandı. Arkadaşı Müren’i anlattı.

Zeki Müren’in Bodrum’da yaşadığı yıllara tanık olan 80 yaşındaki arkadaşı Hüsnü Akalın ise sanatçının çok iyi bir insan olduğunu anlattı.

Müren ile Bodrum’da sohbet edip vakit geçirdiklerini aktaran Akalın, “Bodrum’un neredeyse her yerinde anısı vardır. Bardakçı Koyu’nda çok vakit geçirirdi. Çok kibar bir insandı. Zeki Müren unutulmayacak bir sanatçı. Böyle bir insan bir daha gelmez. Evi de müze olarak sergileniyor. Onun yaptığını kimse yapmaz.” dedi.

İstanbul’dan tatil için ilçeye gelen ve sanatçının müze olan evini gezen tatilcilerden Birsen Taş da müzede gezerken ve eşyaları görünce çok mutlu olduğunu, duygusal anlar yaşadığını belirtti.

Taş, çocukluğundan bu yana Zeki Müren’e hayranlık duyduğunu, müzede bulunmanın bambaşka bir duygu olduğunu bildirdi.

Adana’dan gelen Ergün Ülgür ise Zeki Müren’in bütün eşyalarını ve eserlerini tek tek incelediklerini, unutulmaz bir sanatçı olduğunu kaydetti.

Zeki Müren’i sağlığında İstanbul’da sahnede izleme şansı bulduğunu dile getiren Işıl Gökbaş, “Müzeyi ilk kez geziyorum. Burada onun anılarını görünce gençlik yıllarımı yaşadık, onu andık. Kibar ve çok beyefendi birisiydi.” ifadesini kullandı.

Müzeyi gezenlerden Recep Kıtay da müzeyi gezdikten sonra Zeki Müren’in çok mütevazi bir kişiliğe sahip olduğunu gördüklerini vurguladı. Gönüllerde yaşıyor.

Sahnelere bir süre ara verdiği için ayrı düştüğü hayranlarıyla 1996’da yeniden buluştuğu TRT stüdyosunda yaşama veda eden Zeki Müren, ölümünün üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen, eşsiz yorumu ve dillerden düşmeyen çok sayıda eseriyle gönüllerde yaşamını sürdürüyor.

İlk kez “Manolya” adlı plağıyla 1955 yılında “Altın Plak” ödülü kazanan sanatçı, birçok kurum ve kuruluş tarafından ”yılın sanatçısı” seçildi. Çok yönlü çalışmalar yapan Müren’in ilk şiir kitabı olan “Bıldırcın Yağmuru” ise 1965 yılında yayımlandı. 200’e yakın bestesi bulunan ve 50 plak çıkaran sanatçının 18 sinema filminde de imzası bulunuyor.

Çalışmalarından dolayı 1991 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanına layık görülen ilk Türk müziği sanatçıları arasında yer alan “Sanat Güneşi”, radyoda canlı solo yayınlarda kullandığı ilk mikrofonun kendisine hediye edildiği stüdyo çekimlerinde hayata veda etti.

İzmir’de yapılacak program çekimleri için Bodrum’daki evinden ayrılan Müren, bir daha çok sevdiği Bodrum’a dönemedi. Müren’in cenazesi, vasiyeti üzerine doğduğu Bursa’da on binlerce seveninin katıldığı törenle Emirsultan Mezarlığı’na defnedildi.

Zeki Müren’in vasiyeti üzerine tüm mal varlığını eşit olarak paylaşan TEV ve Mehmetçik Vakfı, sanatçıyı unutmadı. İki vakfın Bursa’da yaptırdığı “Zeki Müren Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi” ünlü sanatçının yolunu takip eden sanatçı adaylarına eğitim imkanı sunuyor.

Sanatçının ölüm ve doğum yıl dönümlerini unutmayan sevenleri, her yıl 24 Eylül ve 6 Aralık’ta Bursa’daki mezarı ile Kültür ve Turizm Bakanlığınca müze haline getirilen Bodrum’daki evinde düzenlenen törenlere katılıyor.

Şehir Tiyatroları Repertuvarına sansür iddiaları

Mustafa Kutlu’nun ‘Mavi Kuş’, Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Reis Bey’ ve İskender Pala’nın ‘Aşk Bir Zamanlar’ oyunlarının yeni dönemin repertuvarlarında yer almaması tepki çekti.

İBB Kültür Daire Başkanlığı bu kararı ekonomik gerekçelerle açıklasa da, repertuvardan kaldırılan oyunların hepsinin muhafazakar kalemlerden çıkması ‘sansür’ eleştirilerini beraberinde getirdi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları’nın (ŞT) 2019-2020 sezonunun repertuvarı açıklandı.

YENİ SEZONDA NECİP FAZIL, MUSTAFA KUTLU, İSKENDER PALA REPERTUVARDAN ÇIKARILDI

Yeni dönemde Mustafa Kutlu’nun ‘Mavi Kuş’, Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Reis Bey’ ve İskender Pala’nın ‘Aşk Bir Zamanlar’ oyunlarının yeni sezonda repertuvardan çıkarılması dikkatlerden kaçmadı.
İBB Kültür Daire Başkanı Muratlı, söz konusu oyunlarının yeni dönemin repertuvarından çıkarılmasını ‘ekonomik’ gerekçelerle açıkladı. Çıkarılan oyunların hepsinin muhafazakar yazarların kaleminden çıkmış olması ise dikkatlerden kaçmadı.

5 AY ÖNCE SEYİRCİYLE BULUŞMUŞTU

Yazar Mustafa Kutlu özel hikayelerinden ‘Mavi Kuş’ Nisan ayında gösterime girmiş ve izleyicilerin büyük beğenisini kazanmıştı.

Türk fikir, aksiyon ve sanat hayatında önemli bir yere sahip olan Necip Fazıl Kısakürek’in, 1960’da kaleme aldığı ‘Reis Bey’ ise ilk kez 2017 yılında gösterime girmişti.

Devlet Tiyatroları (DT) SSP’li çalışanlarına destek çığ gibi artıyor

Devlet Tiyatroları (DT) çalışanları, özlük haklarını istiyor. SSP’li statüde çalışan ve sayıları binlerle ifade edilen personeller, daha önce kendileriyle ilgili resmi gazetede yayınlanan ilgili yönetmeliğe rağmen özlük haklarından mahrum tutukuyor.  Yıllarca mücadele eden SPP’liler adına Sahnerengi’ye konuşan kurum çalışanı Kemal Edis, kamu çalışanı olmalarına rağmen sigortalarının eksik yattığını, senelik 15 gün zorunlu ücretsiz izne çıkarıldıklarını ve tazminat hakları olmadığını belirtti. Edis, çığ gibi büyüyen destekle ilgili merak edilenleri yanıtladı…

SSP’liler dediğimiz Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi ile Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü çalışanları neden çalışma şartlarının değişmesini istiyor? Diğer kamu çalışanlarından farkları nelerdlr?

Süreli Sözleşmeli Personel (SSP) adı altında çalışarak kamuda benzeri olmayan bir statüde çalışmaktayız.  Hiçbir kamu çalışanının, sigorta günleri eksik olarak hesaplanmamakta ancak SSP’lilerin sigortaları aylık 26 gün üzerinden hesaplanmaktadır. En temel haklarımızdan olan yıllık izin hakkımız da bulunmamaktadır. Bunun yerine yılda 15 gün zorunlu olarak işten çıkarılmaktayız. Eksik yatan sigorta nedeniyle tazminat hakkımız da bulunmamakta.

Bugüne kadar sizlere hak ettiğiniz kadrolar  neden verilmedi?

Devlet Tiyatroları’nda şu an çalışan personelini seven, birlikte başarılara imza atan bir yönetim var. Ancak bundan önceki yıllarda bu sorun kangren halini almış. Ancak iddialara göre 2010 yılından sonra defalarca Devlet’imiz tarafından bizlere 657 no.lu Devlet memuru kadrosu verilmek istendi ama kurumumuzun buna ihityacı olmadığı gerekçesiyle geri çevrildi. “İhtiyaç yok” denen statüde senelerdir ihtiyaçtan dolayı çalıştırılmaktayız.

SSP’li personel sayısı kaç? Çalışma şartlarınız zor mu?

Türkiye’de 3 farklı kurumda maalesef iki bini aşkın SSP’li mağdur personel bulunuyor.  Bizlerde mesai saati gibi bir durum söz konus değil. Hiçbiri bizim lehimize olmayan 11 maddelik bir sözleşmemi var. Bizler, yol ve yemek paralarını dahi kurumuna fatura edemeyen çalışanlarız. Buna rağmen Devlet Tiyatroları SSP’li personeller sayesinde başarıyla perde açabilmektedir.

Kadro Umudunuz var mı?

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ve Kültür ve Turizm Bakan’ımız Mehmet  Nuri Ersoy’un desteğiyle çalışma şartlarımızı iyileştiren bir yönetmelik hazırlandı.  Yönetmelik, jet hızıyla resmi gazetede de yayınlandı.  Ancak bizlerin hakkı olan imzalar attırılmadı. Bu büyük icraatı engellemek isteyen gizli eller, ikibin kişiyi mağdur etmeye devam ediyor. Bu aksilikler yaşanmasaydı şimdi kadroolu kamu çalışanları olarak görevimize devam edecektik. Şimdi ise kamuda tam zamanlı çalışan ancak sigortaları eksik yatırılan personelleriz.

Beklentileriniz nelerdir?

Kazanılmış hakkımız olan özlük haklarımızı istiyoruz. Sahnede her konumda SSP’li personel bulunuyor.  Çünkü mevcut durumda hiçbir SSP emekçisi emekliliğe hak kazanamıyor. Sadece 657 Devlet memurları ile aynı haklara sahip olmak istiyoruz. Bizler bugüne kadar kurumumuzu mağdur edebilecek hiçbir eylem-gösteri içerisinde bulunmadık. Ekim ayında 2019-2020 sanat sezonu açılacak ve bizler aynı şevkle görevimize devam edeceğiz. Kırgın, mağdur ve kurumlarımıza bağlıyız. Kurumlarımızın da bizi artık mağdur etmemesini istiyoruz. Tek isteğimiz kamuda çalışıp kamu personeli  değeri görebilmektir.

SSP’li çalışanlara sosyal medya üzerinden aralarında, gazeteci, sanatçı ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin  de bulunduğu onbinlerce kişi destek veriyor.

Röportaj : Orhan SANAY

Türker İnanoğlu Yoğun Bakımda

Ünlü yapımcı ve yönetmen Türker İnanoğlu’nun bir haftadır hastanede olduğu ortaya çıkmıştı. Türker İnanoğlu’nun asistanından alınan bilgiye göre; ünlü yapımcının sağlık durumunun Müjdat Gezen’in anlattığı gibi ağır olmadığı öğrenilmişti. Geçirdiği enfeksiyon nedeniyle özel bir hastaneye kaldırılan Türker İnanoğlu’nun özel odaya alındığı öğrenilmişti.

KİMSEYLE GÖRÜŞTÜRÜLMÜYOR”

Erler Film’den Türker İnanoğlu’nun sağlık durumuyla ilgili açıklama geldi. Yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Türker İnanoğlu, ender rastlanan bir enfeksiyona yakalanarak 1 haftadır özel bir hastanede yatıyor. Doktorların ziyaret yasağı koyması nedeniyle kimseyle görüştürülmüyor. Duayen sinemacının kızı Zeynep İnanoğlu Özdemir, Amerika’dan babasına moral vermek için geldi. Hastanede babasının kaldığı odanın yanındaki odada kalıyor, refakatçı olarak onunla sürekli ilgileniyor ve ailesi de kendisini yalnız bırakmıyor.

İsveçli Ozanın Aşık Veysel hayranlığı

Aşık Veysel hayranı İsveçli ozan Bengtis Hansson, 35 yıldır saz çalıp İsveççe türkü söylüyor.

69 yaşındaki İsveçli ozan Bengtis Hansson, Aşık Veysel hayranı olduğunu ve zaman zaman ünlü ozanın parçalarını İsveççeye çevirerek söylediğini anlattı.

“AŞIK VEYSEL DAHİL BİRÇOK OZANI ÖRNEK ALDIM”

Aşık Veysel’in çok özel bir ozan olduğunu belirten Hansson, “Onun zamanında özel stüdyolar yoktu. Teknik bu kadar gelişmemişti. Doğal olarak saz çalıp söylüyordu, onu dinledikçe inanılmaz bir değer olduğunu anlıyorum. Neşet Ertaş çok özel bir ozan. Onun müzik stili biraz daha farklı. Hüzünlü türkülerin yanı sıra neşeli türkü de çalıp söylüyor ve insanları oynatıyor.” şeklinde konuştu.

Hansson, Türkiye’den birçok ozanı severek dinlediğini, bunların başında Aşık Mahzuni Şerif, Arif Sağ ve Musa Eroğlu gibi isimlerin geldiğini dile getirdi.

GİTARDAN SAZA, BLUES’DAN TÜRKÜYE GEÇİŞ

Hansson, sazla tanışması ve bütünleşmesini anlatırken “Yıllar önce radyoda bir Türk programını dinlerken saz sesi duydum. ‘İşte benim için özel olan ses bu’ dedim. O zamana kadar gitar ile Amerika’daki Afrika asıllı kölelerin tarlalarda çalışırken söyledikleri isyan ve hüzün müziği olan Blues çalıp söylüyordum. Sazı öğrenmem gerektiğini düşündüm. Stockholm’ün Husby semtinde yapılan bir festivalde birinin saz çaldığını gördüm. Yanına yaklaşıp ‘Bu saz mı’ dedim. ‘Evet’ dedi. ‘Kolay öğrenilir mi’ diye sordum. Yüzüme baktı, kafasını salladı ve ‘Belki’ dedi. Tensta semtinde saz kursu veriliyormuş beni oraya davet etti ve böylece benim de saz ile ortak hayatım başlamış oldu. Saz kursunu Cengiz Tümer diye bir kişi veriyordu. Bir İsveçlinin saz öğrenecek olması onu oldukça şaşırtmıştı.” dedi.

Şevket Çoruh’a bıçaklı saldırı

Şevket Çoruh ile Murat Akkoyunlu Bir Baba Hamlet isimli oyunun turnesi için gittikleri İzmir’de bıçaklı saldırıya uğradı. İddiaya göre; oyunun bitiminden sonra organizatör Ferhat Aydoğdu ile bir restorana giden Çoruh ile Akkoyunlu, yemek yedikleri sırada park eden bir otomobilin sokak köpeğini ezdiğini gördü.

SİLAH ÇEKTİ

Şevket Çoruh ile Murat Akkoyunlu, uyarıda bulundukları otomobili kullanan kişinin ‘Ünlüsünüz diye niye artistlik yapıyorsunuz?” sözlerine maruz kaldı. Kısa bir süre sonra da kalabalık bir grup bıçaklarla Şevket Çoruh ile Murat Akkoyunlu’ya saldırdı. Saldırgan gruptan bir kişi Şevket Çoruh’un misafirlerine silah çektiği öne sürüldü.

KORUMAYA ALINDILAR

Şevket Çoruh ile Murat Akkoyunlu’ya saldıran kişilerin yemek yedikleri restoranın yanındaki türkü barda çalışanlar olduğu öğrenildi. Çoruh, Akkoyunlu’nun yanı sıra Serhat Aydoğdu ve misafirleri olan iki kişi saldırıdan yara almadan kurtulurken olay yerine intikal eden polisler tarafından korumaya alındı.
Şevket Çoruh, Murat Akkoyunlu, Serhat Aydoğdu ve misafirleri ile saldırganlar karakola götürülerek ifadeleri alındı. 46 yaşındaki tiyatrocu yaşadıkları ‘Canımızı zor kurtardık’ diyerek Twitter’dan paylaştı.

Göbeklitepe’den sonra yeni bir keşif

Şanlıurfa kültür envanterinin tespiti için başlatılan çalışmalar sırasında, kent merkezine 46 kilometre mesafede bulunan Tek Tek Dağları Milli Parkı içerisindeki Kargalı Mahallesi yakınlarında araştırmacılar tarafından 1997 yılında yapılan yüzey araştırması sırasında Karahantepe’deki yapılar fark edildi.

Şanlıurfa’da Göbeklitepe’den sonra Karahantepe heyecanı

Bölge halkı tarafından “Keçilitepe” olarak da bilinen alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığının himayesinde İstanbul Üniversitesi Tarih Öncesi Arkeolojisi Ana Bilim Dalı ve Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul başkanlığında 2 yıl önce “Göbeklitepe Kültürü ve Karahantepe Kazıları” projesi kapsamında yüzey araştırma çalışması başlatıldı.

Bu araştırmalarda UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Göbeklitepe’deki yapılara benzeyen ve ilk belirlemelere göre neolitik döneme ait “T” biçiminde 250’nin üzerinde dikili taş tespit edildi. İlk kazılar başladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünden alınan izinle İstanbul Üniversitesi tarafından Prof. Dr. Necmi Karul başkanlığında bölgede ilk kazı çalışmalarına başlandı.

Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Karul, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgede Göbeklitepe ile aynı dönemde olduğu tahmin edilen 12 noktanın bilindiğini bunlardan birinin ise Karahantepe olduğunu söyledi.

Karahantepe’de yaptıkları yüzey araştırması sırasında buradaki dikili taşların Göbeklitepe ile aynı dönemde olduğunu belirlediklerini anlatan Karul, bölgenin topografik haritasını çıkararak, jeomanyetik ölçümler de yaptıklarını ifade etti.

Prof. Dr. Karul, kazılara eylül ayının başında içerisinde akademisyenler ve işçilerin de bulunduğu yaklaşık 35 kişilik bir ekiple başladıklarını dile getirerek, şöyle devam etti:

“Hava fotoğraflarından bile burada yüzeyde gözüken dikilitaş sayısı 250’nin üzerinde. Bu dönemin yapılarına baktığımızda 12 çevrede, 2 de merkezde olmak üzere içerisinde 14 dikilitaş bulunan özel yapılar söz konusu. Böyle bir hesap yapıldığında yüzeyden görülebilen dikili taşlar 30 civarında yapının olduğunu bize söylüyor. Kuşkusuz görülebilenler bunlar ama toprak altına henüz açığa çıkarılmasını bekleyen daha fazla yapının olduğunu da ön görmek gerekir. Dolayısıyla onlarca yapı olduğunu henüz kazıya yeni başlamış olmamıza rağmen rahatlıkla söyleyebiliriz.”

Göbeklitepe’nin “T” biçimindeki dikili taşlarla ayırt edilen yerlerden bir tanesi olduğuna ve tek bir dönemi ifade etmediğine vurgu yapan Prof. Dr. Karul, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Göbeklitepe’deki yaşam ‘T’ biçimindeki taşlardan oluşan bir dönemden de ibaret değil. Çok daha uzun bir süreci yansıtıyor, 700 – 800 yıllık bir yerleşim yahut kullanım söz konusu. Karahantepe’nin de bu sürenin içerisinde bir yere oturduğu kesin. Daha uzun bir süreyi kapsayabilir, öncesinden başlayabilir. Bütün bunları burada yapacağımız kazılar gösterecek ama en azından bu sürecin içerisinde önemli bir zaman aralığıyla örtüştüğünü çağdaş (aynı dönemde) olduğunu söyleyebiliriz. Bu da günümüzden 11 bin 500 yıl öncesini ifade ediyor. Karahantepe’nin Tek Tek Dağları Milli Parkı içerisinde olmasının arkeolojiyle bütünleşik farklı projeler yapmaya da fırsat sağlayacağını düşünüyoruz.”

Hollywood’dan ödülü kargoyla gönderilecek

Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Los Angeles Uluslararası Kısa Film Festivali’nde “En İyi Sinematografi” dalında birinci olan Antalyalı yönetmenin ödülü, seyahat giderlerini karşılayamadığı için kargoyla gönderilecek.
Annesinin 12 Eylül 1980 askeri darbesinde yaşadıklarını “Kar Zamanı” filmiyle beyaz perdeye aktaran Cevahir Çokbilir, 5 binden fazla filmin yarıştığı festivalde jüri tarafından “En İyi Sinematografi” ödülüne layık görüldü.
Ancak filmin bütçesinin neredeyse yarısı kadar olan seyahat giderlerini karşılayamayan Çokbilir, 29 Ağustos’ta Hollywood’ta Raleigh Stüdyoları’nda düzenlenen törene katılamamanın üzüntüsünü yaşıyor. Gidip alamadığı ödülü kargoyla bekliyor
Cevahir Çokbilir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ödülü ABD’deki törene gidip alamaması nedeniyle sevincinin yarım kaldığını söyledi.

Hollywood Raleigh Stüdyoları’nda düzenlenen ödül törenine davet edildiğini ancak seyahat giderlerini karşılayamadığı için katılamadığını aktaran Cevahir, “Uçak bilet fiyatları çok yüksekti. Filmde rol verdiğim annemle benim Amerika’ya gidişimiz, filmin bütçesinin neredeyse yarısı kadar olduğu için ödül törenine katılamadık. Ödül kupamızı artık kargoyla bekliyoruz.” diye konuştu. 12 Eylül’ün sıkıntıları ödül getirdi.

Antalya’da yaşayan 51 yaşındaki annesi Naciye Çokbilir’in, 12 Eylül 1980 darbesinde ailesiyle yaşadığı sıkıntıları ve askeri müdahalenin neden olduğu dramı beyaz perdeye aktardığı anlatan Çokbilir, tarihe not düşecek güzel bir yapıt ortaya koyduklarını dile getirdi.

Gerçek bir hikayeden yola çıkılarak hazırlanan filmin, darbe zamanlarında yaşanan olumsuzlukların gençlere aktarılması için de önemli olduğuna dikkati çeken Çokbilir, şöyle konuştu:

“Filmimizle, katıldığımız bir çok festivalden sevindirici sonuçlarla ayrıldık. Bu bizim yurt dışından 9. ödülümüz. Los Angeles’te geçen yıl düzenlenen Uluslararası Kısa Film Festivali’nde ‘En İyi Orijinal Hikaye’, ‘En İyi Kısa Film’, ‘En İyi Görüntü Yönetmeni’, ‘En İyi Kurgu’, ‘En İyi Erkek Yönetmen’, Polonya’da düzenlenen Avrupa Sinematografi Festivali’nde ‘En İyi Avrupa Filmi’, Hindistan’da düzenlenen Uluslararası Bengal’s Kısa Film Festivali’nde ‘En İyi Kurgu’ ve Kanada Kısa Film Festivali’nde ‘Farklılık’ ödüllerinin sahibi olduk. Son olarak dünyada 5 binden fazla filmin katıldığı Los Angeles Uluslararası Kısa Film Festivali’ne başvurduk. Yarışmada, Türkiye’den iki film vardı, ödülü alan biz olduk.”

Çokbilir, Türkiye’den bir yapımın Hollywood’tan ödül almasının önemine değinerek, “Mutluyum ve gururluyum. Filme emek veren herkesle gurur duyuyorum. Hayallerimden biri Hollywood’a giderek ödül almaktı. Ancak hayalimi bu yıl gerçekleştiremedim. Umarım başka filmlerde gerçekleştiririm.” ifadelerini kullandı. “Ödülü hakettik”
Filmde başrolü oynayan anne Naciye Çokbilir de yakaladıkları başarıdan dolayı mutlu olduklarını dile getirdi.

Ödülün tesadüf olmadığına işaret eden Çokbilir, “Bu ödülü bekliyorduk. Filme çok emek verdik. İki kış mevsiminde yoğun şekilde çalıştık. Emeğimizin karşılığını da bu tür ödüllerle alıyoruz. Ancak, Hollywood’a gidemediğimiz için üzgünüz. Oğlumla birlikte hayallerimizi başka bahara erteledik.” şeklinde konuştu.