“Sinema konservedir, tiyatro taze yemek”

5. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali kapsamında, Frankfurt Rüsselsheim Tiyatro’da bir söyleşi gerçekleştirildi. Oyuncu Zafer Algöz, Zerrin Tekindor ve yönetmen Hilal Saral’ın katıldığı söyleşide tiyatro ile sinema arasındaki farkı anlatan Algöz “İstediğiniz kadar bir ülkenin başka bir ülkeyle kaynaşmasını gerçekleştirebilmek için dünyanın parasını akıtın, kültür sanatla yapacağınız tanıtımın önüne hiç bir şey geçemez” dedi.

KÜLTÜR ve Turizm Bakanlığı ve Devlet Tiyatroları (DT) iş birliğiyle, Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosluğu’nun himayelerinde Tiyatro Frankfurt tarafından düzenlenen “5. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali” kapsamında, Frankfurt Rüsselsheim Tiyatro’da bir söyleşi gerçekleştirildi. Nur Onur’un moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide konuşan Zafer Algöz, festivale geçen sene de geldiğini hatırlatarak, çok kıymetli sanatçıların festival kapsamında tiyatroseverlerle buluştuğunu söyledi.

DAHA ÖNEMLİ NOKTAYA GELMELİYİZ

Algöz, herkesin bu tip etkinliklere destek olmasının önemine değinerek, “Bir ülkenin başka ülkeyle dostluk ilişkilerini geliştirebilmesi, kültürel bağlarını kurabilmesi sanat yoluyla oluyor. Çünkü istediğiniz kadar tanıtım yapın, istediğiniz kadar bir ülkenin başka bir ülkeyle kaynaşmasını gerçekleştirebilmek için dünyanın parasını akıtın, kültür sanatla yapacağınız tanıtımın önüne hiçbir şey geçemez” diye konuştu. Festivalin daha önemli bir noktaya getirilmesi gerektiğini vurgulayan Algöz, şöyle devam etti: “Batı ülkelerinde oynanan dünyanın bildiği klasik ya da modern oyunları kalkıp burada oynayarak, bizim de onları yapabileceğimizi göstermemiz gerek. Bunların bazı örneklerini biliyorum. Sumru Yavrucuk’un oynadığı ‘Shirley’ çok zor bir oyun mesela. Bu tip oyunlarla bizim kendi tanıtımımızı yaparak, bu insanlarla kültürel bir bağ kurmamız gerekiyor. Gönül bağımız zaten var. Almanya’da milyonlarca yurttaşımız var. Üstelik de en çok sevindiğim nokta, Almanya’ya ilk gelen kuşakla şu anki kuşak arasında çok büyük fark var. Çocuklar çok erken yaşta dil sorununu çözüyor. Böylece bulundukları ülkeye entegre olmaları çok daha kolay oluyor.”

MAHİR CANOVA’NIN TANIMI

Bugüne kadar çok sayıda tiyatro oyunu, dizi ve sinemada rol alan tecrübeli oyuncu, şunları kaydetti: “Yıllar önce hocalarımızın da hocası Mahir Canova bir oyunumuzu yönetmiş ve bir gün bize tiyatroyla sinema arasındaki farkı sormuştu. Rahmetli, hep ‘amcamın oğlu’ derdi bize. ‘Amcamın oğlu, sinema konservedir ama tiyatro taze yemektir’ dedi. Sinemada bir tane konserve yaparsın sonra aynı standartta binlerce konserve yapıp dünyanın her yerine gönderebilirsin ama tiyatro taze yemektir. O akşam pişer, o akşam gelen insanlara bir yemek gibi onu sunarsınız ve o akşam yaşanmış olan o akşamki insanlarla oynayanlar arasında cereyan eder. Dışarıdaki insanlar bilmezler bunu.”

TEKNİKTEN ZİYADE KALBE İNANIRIM

Oyuncu Zerrin Tekindor da tiyatro, dizi ya da sinemada oyunculuk farklarına değinerek, “Karakterinize girerken nasıl biriyseniz osunuz, bu değişmez. Roller çeşitlidir, karakterler çok farklıdır. İyi yazarlar tarafından yazılan inanılmaz karakterler var. Onları oynayabilmek çok büyük bir şans ama ‘Hiçbir zaman oynadığınız rolden etkilenmezsiniz’ diyen bence yalan söylüyor. O rolü çıkartabilmek için evet, yaşanmışlıklarınız vardır, fakat sahne üstünde bütün arkada biriktirdiğiniz her şeyi kanınızın son damlasına kadar sahnede yaparsınız. Fakat elinizden ne geliyorsa her duygunuzu seferber ederek yaparsınız. Ondan sonra da oyunun sonunda selam verdiğiniz anda da bütün bunlar biter. Ben teknikten ziyade buraya, kalbimize inanırım” ifadelerini kullandı.

TİYATROCULARDAN ÖĞRENİYORUM

“Kuzey Güney”, “Kara Sevda” ve “Aşk-ı Memnu”nun da aralarında olduğu çok sayıda diziyi yöneten Hilal Saral ise tiyatro kökenli oyuncularla çalışmaktan çok mutlu olduğunu dile getirdi. Saral, tiyatrocuların dramaturji bilgisine sahip olduğunu vurgulayarak, “Her söylediğinden bir şey algılıyor ve öğreniyorsunuz. Kendi adıma da öğreniyorum ve ciddi bir alışveriş oluyor aramızda. Öbür türlü daha tek taraflı bir şey oluyor” dedi.

SİZLERLE BİRLİKTE DAHA İLERİ TAŞIMAK İSTİYORUZ

İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen “Giydirici” adlı oyun, Frankfurt Rüsselsheim Tiyatro’da sanatseverlerle buluştu. Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu Burak Karartı, ekip adına “Giydirici” oyununda “Sir” rolünü oynayan Hakan Çimenser’e plaket, “Lady” rolünü oynayan Hülya Gülşen’e ise çiçek takdim etti. Karartı “Burada kültürümüzü, sanatımızı, tiyatromuzu kendi toplumumuz içinde yaşatmak kadar bunu buradaki Alman dostlarımıza tanıtmak da bu festivalin misyonu, hedefi. İnşallah gelecek yıllarda bu festivali daha da güçlendirerek, içeriğini zenginleştirerek sizlerle birlikte daha da ileriye taşımayı arzu ediyoruz” dedi.

Kırklareli’nde 4000 kişilik tiyatro

Kırklareli’de sanatsal izdiham
Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Mavi Kumpanya’nın ortak yapımı olan Ali Veli Maria adlı oyun Kırklareli’nde sahnelendi. 10 Kez sahnelenen oyunu Kırklareli’de 4 bini aşkın tiyatrosever izledi.

Volkan Taha Şeker’in yazdığı Ece Şeker’in yönettiği oyunda Ozan Baraç, Cengiz Hamamcı, Selin Yadigar ve İlknur Koçak rol aldı. Kırklareli’de, oyun oynayacakları salonlara girmekte zorlanan Mavi Kumpanya sanatçıları görmüş oldukları ilgiden duydukları memnuniyeti dile getirdiler.

Ali Veli Maria bugüne kadar Kırklareli’nde oynanan oyunlar arasında en çok talep gören ve izdihamla karşılanan oyun olarak tarihe geçti.

“Sanata susamışlar”

Mavi Kumpanya tanıtım ve medya sorumlusu Beşir Ariz, Kırklareli ve görmüş oldukları yoğun ilgi karşısında duygulandıklarını belirterek şunları söyledi: “Oyunları oynayacağımız salonların önündeki seyirciler bizleri sevinçle karşıladılar. Ummadığımız kadar büyük ilgiyle karşılaştık. Kırklareli insanı misafirperverliğini bir kez daha kanıtladı. Sanata susamışlar hatta ihmal edilmişler… Seyircilerimiz bizleri evlerinde konuk etmek istedi. Mavi Kumpanya nın turne takvimine göre her yıl birkaç kez Kırklareli’ye gelmeye karar verdik. Tüm tiyatro ekiplerine çağrımız Anadolu’yu, Trakya’yı bilhassa Kırklareli’ye ihmal etmemelidir.”

Oyun neyi anlatıyor?

Ali Veli Maria kapıları kapalı bir parkın önünde sabahın erken saatlerinde buluşan üç çocuğun hikayesini konu ediyor. Afrika’dan gelen Ali, Türk çocuğu Veli ve İngiliz Maria’nın farklılıklarına rağmen tanışarak bir süre sonra dost olmalarını anlatıyor.

PKK gitti, Mardin’e sanat geldi

Mardin Büyükşehir Belediyesi tarafından 2’nci Geleneksel Bahar Şenlikleri düzenlendi.

ETKİNLİKLER MARDİN’E RENK KATTI

Mardin Büyükşehir Belediyesi Kültür, Turizm ve Sosyal İşler Daire Başkanı Yakup Sarı, yaptığı açıklamada, belediyeye yapılan görevlendirmenin ardından konservatuvarın açıldığını hatırlatarak, binlerce öğrencinin farklı dallarda eğitim görme fırsatı bulduğunu söyledi.

Yakup Sarı, *”Bu etkinlikler Mardin’e güzel renk kattı. Amacımız Mardin’in sosyalleşmesi, kültürel anlamda hak ettiği yeri bulması. Dünyaca ünlü Mardinli ressamımız İsmet Yedikardeş de etkinliğimize resimleriyle katıldı” *dedi.

ÇALIŞMALAR DEVAM EDECEK

Yakup Sarı, yaz tatilinden sonra yeni eğitim ve öğretim yılının başlamasıyla konservatuvardaki eğitimlere daha güzel şekilde devam edileceğini, kültür vesanatalanındaki kurslarla kente hizmet etmeye devam edeceklerini ifade ederek, Mardin’in tanıtımına katkıda bulunan herkese teşekkür etti.

Denizde sanat

Sarıyer Belediye’sinin bu yıl 7.sini düzenleyeceği Edebiyat Günleri yarın başlıyor. 13 Mayıs Pazar gününe kadar devam edecek olan etkinlikler, Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’nda gerçekleşecek. Edebiyatseverler hem boğazın eşsiz güzellği hem de edebiyatın verdiği huzurla üç gün boyunca sanat soluyacak.

Sarıyer Belediyesi 7. Sarıyer Edebiyat Günleri’ne bütün İstanbullular davet ediyor. 11-12-13 Mayıs’ta Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’nda gerçekleştirilecek etkinlikler, binlerce edebiyatseveri bir araya getirecek. 30 yayınevi ve 180 yazarın katılımıyla gerçekleşecek etkinliklere birçok şair, yazar, gazeteci, akademisyen ve edebiyatçıya ev sahipliği yapacak.

Bu sene düzenlenecek imza günlerinde edebiyatın öne çıkan isimleri; İnci Aral, Oktay Ekşi, Atilla Dorsay, Nebil Özgentürk, Nevşin Mengü, İrfan Değirmenci, Enver Aysever, Türkan Şoray, Kahraman Tazeoğlu, Pelin Batu, Aret Vartanyan, Ahmet Ümit olacak. Ayrıca büyük bir hayran kitlesine sahip “Leyla ile Mecnun” dizisinden tanıdığımız Burak Aksak, aynı isimli kitabını, dizinin fenomen karakterlerinden İsmail Abi’nin denize el salladığı yer olan Kireçburnu’nda sevenleri için imzalayacak. Sarıyer Edebiyat Günleri 13 Mayıs’ta Beyaz Martı Edebiyat Onur Ödülü töreninin ardından Cem Adrian konseriyle sona erecek.

Londra Festivali’ni 5 bin kişi takip etti

Londra’da bu yıl Türkiye’den konuk olarak gelen sanatçıların katılımıyla yapılan Türkçe Tiyatro Festivali, perdelerini kapattı. Büyük ilgi gören üç günlük festival, gelecek yıl bir haftaya çıkarılacak.

Tiyatro oyuncusu ve oyun yazarı Saray Karakuş ile film yapımcısı Ümit Baysal’ın girişimleriyle başlatılan ve bu yıl ikincisi düzenlenen festival, önceki yıla göre daha çok ilgi gördü. Türkiye ve Londra’dan 7 oyun, 7 atölye ve bir müzik dinletisinin sahnelendiği festivali 5 bin 500 kişi izledi. Festival yöneticileri, yoğun ilgi gören festivalin gelecek yıl 7 gün olarak 29 Nisan- 6 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirileceğini söyledi.

Festivalde bu yıl Türkiye ve Londra’dan 7 oyun, 7 atölye ve bir müzik dinletisi sahnelendi. Gala gecesinde Tamer Levent, Cezmi Baskın, Meltem Cumbul, Rutkay Aziz, Füsun Demirel, Müfit Can Saçıntı, Yılmaz Öğüt, Kemal Başar, Eda Kandullu, Tuğçe Aydın ve Özgün Uğurlu hazır bulundu. Kuzey Londra’da bulunan Milfield Arts Centre’de gerçekleştirilen gala gecesine Londra’da yaşayan sanatçılardan Seylan Levent, Füsun Demirel, Melisa Kenter, Ahenk Demir, Günyol Bakoğlu ve İnci Türkay da katıldı. Kokteyl sonrasında, tiyatro salonuna davet edilen konuk sanatçılara katılımları nedeniyle alkışlar arasında ödülleri takdim edildi. Festivalin son gününde, ‘Sevimli Çiftlik’, ‘Seviyorum Ulenn!’ ve saat 20.30’da Füsun Demirel’in başrolünü üstlendiği harika bir tiyatro gösterisi olan ‘Aşk Dersleri’ sahne aldı. Füsun Demirel ve ekibi oyun sonunda ayakta alkışlandı. Aynı gün Cezmi Baskın’da söyleşileri ile sanatseverlerle buluştu.

Erdoğan’dan AKM’li gönderme

*CUMHURBAŞKANI* Recep Tayyip Erdoğan, “Şimdi Atatürk Kültür Merkezi’ni Türkiye’nin bir numaralı opera binası olarak yapıyoruz. Buna da çok bağırdı o ‘Geziciler’. İstediğiniz kadar bağırın. Çatlayın patlayın bak yıktık. Ve inşallah kısa zamanda da orada dünyada sayılı muhteşem bir opera binasını çok amaçlı olarak yapıyoruz” dedi.

*”BİRÇOK DUYGUSALLIĞI DA BERABERİNDE GETİRİYOR”*
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Fatih Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı iş birliğiyle Ayasofya Müzesi’nde düzenlenen “Yeditepe Bienali”nin açılışında konuştu.
Etkinliğin gerçekleştirildiği mekandan dolayı heyecanlı ve duygusal olduğunu dile getiren Erdoğan, “Öyle zannediyorum ki bu muhteşem, muhteşem olduğu kadar mübarek çatının, kubbenin altında konuşmak, hele hele garip asırlardan sonra konuşmak bayağı zor. Birçok duygusallığı da beraberinde getiriyor. Bugün burada böyle bir Yeditepe Bienali’nin yapılmasını gerçekten çok anlamlı buluyorum” diye konuştu. Etkinliğin düzenlenmesinde emeği, katkısı ve desteği olan tüm kurumlara, sponsorlara ve sanatçılara teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendi alanında dünyada bir ilk olan, 600 sanatçının 3 bine yakın eserini bünyesinde barındıran Yeditepe Bineali’nin gelenekli sanatlarımızın tanıtımı noktasında çok önemli bir rol oynayacağına inanıyorum. Yeditepe Bienali’nin, bu tür organizasyonlarda sıkça tekrarlanan bir yanlışı düzelttiğini görmekten de ayrıca memnuniyet duyuyorum. Genelde sergiler ve bienaller kapalı mekanlarda icra ediliyordu. Sanat eserlerini dört duvarın boğuculuğuna hapseden bu anlayış, estetiği öldürmenin yanında, çoğu zaman eserlerin geniş kitlelere ulaşmasına da mani oluyordu. Oysa İstanbul gibi, her köşesi ayrı bir medeniyetin, farklı bir kültürün eserleriyle dokunmuş kadim bir şehrin, bizatihi kendisi sanat galerisidir. Hayatın dadası içinde sakinleri tarafından fark edilmese de bu şehrin, özellikle tarihi yarım adanın tamamı devasa bir açık hava müzesidir” dedi.
*BUNLAR DA BİR TÜRLÜ KÖTÜ HUYLARINDAN VAZGEÇMİYOR”*
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendi mecrasında bir şeyler yapmaya çalışan ürün veren, topluma yeni eserler kazandıran sanatçılarımız da ötelenmiş dışlanmış adeta ademe mahkum edilmiştir. Bu tepeden inmeci, baskıcı, jakoben anlayışın bugün de bazı sözüm ona sanat çevrelerinde devam ettiğine şahit oluyoruz” diye konuştu.
“Kendi ideolojilerini paylaşmayan, bunların diktasına boyun eğmeyen, sanatçılarımıza yönelik en şiddetli saldırılar bunlardan geliyor” diyen Erdoğan, “Gezi olaylarına destek vermeyen sanatçılarımızın bu çevrelerce nasıl hedef gösterildiğini gayet iyi biliyoruz. Çapulcularla kol kola yürümedikleri, vandallığa, sokak terörüne prim vermedikleri için sanatçılarımızın nelerle tehdit edildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Atalar ‘Can çıkar huy çıkmaz’ diyor. Bunlar da bir türlü kötü huylarından vazgeçmiyor. Milletimizden yedikleri onca şamara rağmen bir türlü akıllarını başlarına toplamıyorlar. Gezi’de yaptıklarını daha yakın zaman ‘Zeytin Dalı Harekatı’na destek için bölgeye giden sanatçılarımıza yaptılar. ‘Sizin orada ne işiniz var?’ dediler. Kendi ‘Mehmet’i ile ‘Mehmetçik’i ile onur duyan sanatçılarımıza bunu yaptılar. O zaman sanatçılarımızı nasıl linç ettilerse bugün de aynı ahlaksızlığı aynı haydutluğu sergilediler” şeklinde konuştu.
*”BUNLARIN LÜMPEN MAHALLE KABADAYILARINDAN İNANIN HİÇ BİR FARKI YOKTUR”*
Erdoğan, “Sanatçılarımızın ülkemizin için canlarını hiçe sayan Mehmetçiklerimize moral vermesine dahi tahammül gösteremediler. Günlerce içlerinde biriktirdikleri kin, nefret ve husumeti gazete köşelerinden, televizyon ekranların sosyal medya hesaplarından ortalığa boca ettiler. Sırf yerli ve milli bir duruş sergilediler diye, askerlerimize moral veriler diye o sanatçılarımıza edilmedik hakaret bırakmadılar. Bunların lümpen mahalle kabadayılarından inanın hiç bir farkı yoktur. Bunlar zihniyet itibariyle modern bedevilerdir. Kendi küçük kabilelerinden olmadığı sürece ne kadar büyük olursa olsun ne bir sanatçının ne de bir sanat eserinin onların gözünde kıymeti vardır. Kabile üyelerine ise hangi suçu işlerse işlerisin yaptığı iş ne kadar değersiz olursa olsun sonuna kadar sahip çıkarlar. Bunların gözünde vatana ihanet etsen bile menfaat grubuna ihanet etmediğin sürece makbulsün. Nitekim bölücü terör örgütüne aleni destek veren Türkiye düşmanı çevrelere taşeronluk yapan, sabah akşam ülkemizi kötüleyen sözde sanatçıları hala baş tacı etmelerinin yegane sebebi de budur” ifadelerini kullandı.
*”ÇATLAYIN PATLAYIN BAK YIKTIK”*
Kültür ve sanat alanında tabuları yıktıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Paradigmayı değiştirdik. En büyük fiziki mekana sahip çıkma dönemi iktidarımız döneminde olmuştur. Onlar yıktılar biz yaptık. Hala da onlar yıkmanın gayretinde, biz yapmanın derdindeyiz. hiçbir şeyi görmeden yaptıkları gösterileri hatırlayın. İstanbul’da Harbiye Kongre Merkezi gibi bir merkezi yaparken orada bir ‘Muhsin Ertuğrul’u daha büyüğünü daha modernini yapacağız dediğimiz halde üzerimize üzerimize geldiler. Yaptıktan sonra da suspus oldular. Şimdi orada yerin katbekat altında 3 bin kişilik kongre merkezimiz, gösteri merkezimiz var. Şimdi Atatürk Kültür Merkezi’ni Türkiye’nin bir numaralı opera binası olarak yapıyoruz. Buna da çok bağırdı o ‘Geziciler’. İstediğiniz kadar bağırın. Çatlayın patlayın bak yıktık. Ve inşallah kısa zamanda da orada dünyada sayılı muhteşem bir opera binasını çok amaçlı olarak yapıyoruz. Proje zaten çoktan bitti. Daha önceki proje müellifi bunu da yaptı. Bitirdi ve şu anda ihalesi vesaire her şeyi bitmiş vaziyette. İnşallah bunu da bizler süratle halkımıza yetiştireceğiz. Türkiye’nin ve yurtdışında da burası çok önemli kültür sanat ve gösteri merkezi olacak. Gerektiğinde çok amaçlı olarak da kullanabileceğimiz bir merkez olacak. 10 yıllar boyunca kültür ve sanat alanına hakim olan adeta burayı kendi arka bahçeleri gibi gören zümrenin tahakkümüne son verdik. Aynı şeyi Ankara’da yaptık. Cumhuriyet tarihi boyunca bir tane eser ortaya koyun ya! Bir tane fiziki mekan ortaya koyun be! Bir tane fiziki mekan ortaya koyamadınız. Demek ki bunlar bizi beklerler. Biz geldik bu eserleri biz yapıyoruz. Ve daha da yapacağız. 81 vilayetimizde de yapacağız. İrili-küçüklü yapacağız. Niye sanatı olmayan bir milletin şah damarı kopmuş demektir” dedi.

Mavi Kumpanya, Davetsiz Misafirler’le Bahçelievler’e konuk oluyor…

Mavi Mumpanya yapımlarından Davetsiz Misafirler oyunu, Bahçelievler Nurettin Topçu Kültür Merkezi’nde seyircilerle buluşuyor.
Volkan Taha Şeker’in yazıp Ece Şeker’in yönettiği oyunun başrollerini Gürcan Ali Gül ve İlknur Koçak paylaşıyor. Eyyüp Fındık, Tuna Koçyiğit, Recep Günay ve Esma Yavuz’un rol aldığı oyun, seyirciler tarafından büyük beğeniyle karşılanıyor.
Oyunun Konusu
Evlilik oranları günümüzde hızla azalmakta, bunun yanı sıra boşanma olayları da günden güne artmaktadır. Türk aile yapısı çerçevesinde kurulan yuvalar ise, sağlam temeller üzerinde durmaktadır. Oyun, asırlardan bu yana gelen Anadolu-Türk kültürünün önemini anlatır, aile yapısının kutsallığını gözler önüne serer. Yeni nesillerin öz kültürümüzü tanıması sağlanır.
Neriman hanım, seneler önce eşini kaybetmiştir. iki gözlü evinde kızını iyi ve eğitimli bir evlat olarak yetiştirmiştir. Ancak kızı Bekir Kaftan, ilerlemiş yaşına rağmen eve gelen taliplerine türlü oyunlar oynayarak kaçırmakta, böylece evlenmeyi reddetmektedir.Annesinin “mürüvvetini görmek istiyorum” sözü üstüne kızı Bekir, yeni bir oyun oynayacaktır. Mahallede en yakın arkadaşı olan Bartu’yu, evlenmek istediği insan olarak annesiyle tanıştıracaktır. Bartu, özünde çok temiz bir genç olsa da, Neriman Hanım’a oynanacak oyun gereği uçuk kaçık olarak görülür. Neriman için bu defa Neriman hanım, mahalledeki en yakın arkadaşı Dilfüruz Bey’i talipli olarak eve getirir ve kızına ters köşe yapar. Kızı verdiği söz gereği evlenmek zorundadır. Yine de anne kalbi dayanamaz ve kızına saadet yolunu açar. Anne hastadır. son sahneye kadar bunu herkesten gizlemiştir ve ilerlemiş hastalığından dolayı son günlerini yaşar.
Neden sonra anne Neriman Hanım vefat eder. Annesinin hayattaki en büyük arzusu olan mürüvvetini görmesi gerçekleşememiştir…
Oyun, cefakar ve dünyanın yükünü sırtlayan kadınlarımızı anlatır ve farkındalık yaratır.
Saat 20:00’de başlayacak oyunun, ücretsiz olarak sahneleneceği öğrenildi