Home

Dursun Ali Sarıoğlu Hayatını Kaybetti

Dursun Ali Sarıoğlu hayatını kaybettiTiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Dursun Ali Sarıoğlu yaşamını yitirdi. 81 yaşındaki usta oyuncunun kalp krizi nedeniyle hayatını kaybettiği öğrenildi.
Ünlü sanatçının eşi Elif Sarıoğlu şunları söyledi: Eşim yıllar önce baypass ameliyatı geçirmişti. Düne kadar ciddi bir sağlık sorunu yoktu. Ama dün bazı sıkıntıları ortaya çıktı. Hastaneye kaldırdık ama bu sabah kaybettik” dedi.
*Tatlı Kaçıklar dizisinde birlikte rol aldığı Mehmet Ali Erbil: *
Çok özel biriydi. Değerini, yeteneğini tam insanların fark edemediği bir sanatçıydı. Haketmediği bir yerdeydi. İnsan olarak da kişilik olarak da çok farklı biriydi. Düzgün, sağlam karakterli biriydi. En ufak bir ters konuşmasını bile duymadık, yıllarca çalışıp. Nur içinde yatsın. Allah ailesine sabır versin.
*Yıldız Kaplan:* Çok iyi bir insandı. Tam bir baba gibiydi. Telefonlaşırdık ara ara. Evlilik ve çocuktan sonra uzaklaşmıştım ama Dursun abiyle telefonlaşıp konuşmuşuzdur. Setin dışında da görüşürdük. Dursun abi neden televizyonda yok diye üzülüyordum. Çok iyi bir oyuncuydu hakettiği bir yerde değildi. Camia çok nankör. İşine devam etmesine çok isterdim.” Unuttular beni Yıldız” diyordu. En çok buna üzülüyordu.

Haluk Bilginer yine oyuncuları eleştirdi…

Bilginer bombaladı…
Puhutv’deki ‘Şahsiyet’ dizisinde sergilediği performansla seyircinin beğenisini kazanan HalukBilginer, ”Mesleksiz ünlülere ‘sanatçı’ diyoruz. Ben sanatçıyım diyene soracaksın mesleğin nedir abla? Biraz daha sanatla ilgilenmelerini tavsiye ederim” dedi..
.
Haluk Bilginer, son olarak başrolde yer aldığı; Hakan Günday’ın yazdığı, Onur Saylak’ın yönettiği Puhutv’nin ses getiren dizisi ‘Şahsiyet’le seyirci karşısında.
Dizi için, ”Beni çok heyecanlandıran ve benzerleriyle karşılaşmadığımız bir senaryo” diyen Haluk Bilginer, ”Bildiğimiz seri katil hikâyesi değil. Adam kahraman da değil, tipik psikopat da. Yok olması gereken insanların listesini yapmış. Alzheimer olunca nasıl olsa unutacağım diye başlıyor sırayla… Şahane bir kara komedi/gerilim. Hakan Günday çok iyi yazmış, Onur Saylak da çok
Haluk Bilginer, oyunculukta olgunluk döneminde olduğunu söyleyerek, ”Tiyatro hayat, sinema sanat, televizyonsa bir mobilya. Televizyon sanatı diye bir şey olmaz. Sinema yönetmenin, tiyatro oyuncunun sanatı” şeklinde konuştu.
”Mesleksiz ünlülere ‘sanatçı’ diyoruz. Ben oyuncuyum mesela, öbürü heykeltıraştır, diğeri dansçıdır” diyen Haluk Bilginer, ”Ben sanatçıyım diyene soracaksın mesleğin nedir abla? Biraz daha sanatla ilgilenmelerini tavsiye ederim” ifadesini kullandı.
Sokakta rahat yürüyemediğini söyleyen Haluk Bilginer, ”Gözlük, şapka, kadın kıyafetine bile girsen tanırlar! Şöhret vesaire hep yolculukta başınıza gelen şeyler, hedeflenecek şeyler değil. Mesleğin yan etkileri” dedi.
Haluk Bilginer, evlilik hakkındaki düşüncelerini de şöyle açıkladı:
”Toplu yaşama geçişte uydurduğumuz bir şey. Bu odadaki herkesi yönetiyor olsam derim ki: ‘Sen bununla evlen, borca gir, çocuk yap, işime de karışma.’ İnsanları kontrol etmek için… Doğada böyle bir şey yok. Kendi uydurduğu değerlerle çok vakit kaybediyor insan. Yazık oluyor güzelim zamana”

Ülkü Tamer hayatını kaybetti

Ülkü Tamer 81 yaşında hayatını kaybetti…Şair, gazeteci, oyuncu ve çevirmen Ülkü Tamer, 81 yaşında Bodrum ilçesinde hayatını kaybetti. Acı haberi senarist ve şair Barış Pirhasan Twitter’dan duyurdu. Pirhasan, “Ülkü Tamer’i kaybettik… Şu anda düşünmek, konuşmak, yazmak gelmiyor içimden…” mesajını paylaştı.
İlçeye bağlı Turgutreis Mahallesi’nde yaşamını sürdüren Tamer, geçirdiği rahatsızlık nedeniyle evinde yaşamını yitirdi.
“Güneş Topla Benim İçin” isimli şarkının da söz yazarı Tamer’in cenazesinin, yarın Turgutreis Merkez Camisinde kılınacak cenaze namazı sonrası Gümüşlük Mahallesi’ndeki mezarlıkta toprağa verileceği öğrenildi.
*ÜLKÜ TAMER KİMDİR?*
1950’li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biridir. Yetmişin üstünde kitap çevirmiş, şiir antolojileri hazırlamıştır.
1937’de Gaziantep’te dünyaya geldi; çocukluğu ve ilköğrenim yılları bu kentte geçti. Ortaöğrenimine İstanbul’da devam etti. Robert Kolej’den 1958 yılında mezun oldu. Lise yıllarında şiirleri edebiyat dergilerinde yayımlanmaya başladı. İlk şiiri 1954 yılında Avni Dökmeci’nin yönetimindeki Kaynak dergisinde yayınlandı: “Dünyanın Bir Köşesinden Lucia”.
Öğrenimine bir süre Gazetecilik Enstitüsü’nde devam etti. 1964-1968 yıllarında oyunculuk yaptı. Milliyet Yayınları’nda danışman-editör olarak çalıştı. Yayıncılık ve çevirmenlik yaptı; Milliyet, Karacan Yayınları’nı yönetti. Milliyet Çocuk ve Sanat Olayı dergilerini çıkardı.
Şiirleri 1954’ten itibaren Kaynak, Pazar Postası, Yeditepe, Yeni Dergi, Papirus, Sanat Olayı gibi dergilerde yayımladı. İlk şiir kitabı Soğuk Otların Altında 1959’da çıktı. 1950’li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biri oldu. İkinci Yeni’ye, bu akımın ana karakteristikleri oluştuktan sonra dahil olduğu halde, kendine özgü imge dünyası ve süssüz, sade söyleyişiyle dikkati çekti. Çoğunlukla keskin bir ironiyle örülmüş derin acıların ve beşeri trajedilerin dile geldiği şiirlerinde 1970’lerden sonra toplumsal duyarlıklar da öne çıktı. Yayımladığı yedi şiir kitabını 1986’da “Yanardağın Üstündeki Kuş” (1986) adlı kitapta bir araya getirdi.
1991 yılında dört öyküsünü içeren “Alleben Öyküleri” adlı öykü kitabını, 1997’de ise “Alleben Anıları” adlı öykü kitabını yayımladı. Bunu, 1998’de yayımlanan “Yaşamak Hatırlamaktır” adlı anı kitabı izledi. Oyunculuk dönemi anılarını içeren “Bir Gün Ben Tiyatrodayken” 2003’te yayımlandı.
Euripides, W. Shakespeare, A. Çehov, B. Brecht, A. Miller, E. lonesco, J. Steinbeck, T. S. Eliot, H. Ibsen gibi yazarlardan otuzun üzerinde oyun çevirdi. Bu oyunlarının pek çoğu özel tiyatrolarca sahnelendi. Birçok şiir antolojisi de hazırladı.
Edith Hamilton’dan Mitologya çevirisiyle TDK 1965 Çeviri Ödülü’nü kazandı. “İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür”(1966) adlı kitabıyla 1967 Yeditepe Şiir Ödülüne, 1979’da çevirileri nedeniyle Macaristan Halk Cumhuriyeti’nce verilen Endre Ady Ödülü’ne, “Alleben Öyküleri” adlı öykü kitabıyla 1991 Yunus Nadi Ödülü’ne, 2014 yılında “Bir Adın Yolculuktu” adlı kitabı ile Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’ne değer bulundu.

DT Genel Müdürü Kurt mu talimat verdi?

Meclis Tiyatrosunda Neler Oldu?
TBMM’deki kadın oyuncuların sahneye çıkmasının engellendiğini temsil öncesi Ankara Devlet Tiyatroları (DT) oyuncusu Ötüken Hürmüzlü’nün tepki gösterdiği, ancak DT Genel Müdürü Mustafa Kurt’un oyunculara gösteri yapılması yönünde talimat verdiği öğrenildi.
TBMM’de düzenlenen Meclis Sohbetleri etkinliği kapsamındaki 18 Mart Çanakkale anmasında Devlet Tiyatroları oyuncuları bir temsil sahnelemişti. Kadın oyuncular, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın talimatıyla sahneye çıkartılmadıklarını, sadece seyircilerin arkasında durup şiir okumalarına izin verildiğini, kadın ve erkek oyuncunun sarıldığı anne-oğul vedalaşma sahnesine bile tahammül edilmediğini anlatmıştı. Bir kadın oyuncu, Kahraman’ın temsil öncesinde, “Bayanlar çıkmıyor değil mi? Aferin” dediğini aktarmıştı.
İddiayı reddeden TBMM Başkanlığı ise “Kadın ve erkeklerden müteşekkil sanatçılar gösterilerini yaptı” demekle yetinirken kadın oyuncuların neden oyuna sahneden değil kenardan katıldığını izah etmemişti.
Ancak oyunda yer alamayan kadın oyuncuların provadayken görüntüleri ortaya çıkmıştı.
Ankara DT oyuncusu Ötüken Hürmüzlü, temsil öncesi duruma tepki gösterdi. Önce gösterinin koreografisinde yapılan müdahalelere itiraz eden Hürmüzlü, sonrasında kadınların sahneden çıkarılmak istenmesine de “Kadınlar yoksa, biz gidelim. Bu gösterinin sorumlusu olmak istemiyorum” dedi.
Ancak Ötüken’in bu tavrı sonrasında devreye Ankara DT Müdürü Volkan Benli girdi. Benli, Meclis’e giderek Meclis, “Gösteri yapılacak, görevimiz” dedi. Benli’den yarım saat sonra da Meclis’e DT Genel Müdürü Mustafa Kurt geldi. Kurt da Hürmüzlü’ye ve oyunculara ‘gösterinin yapılması’yönünde talimat verdi.
Olayın duyulmasının ardından da DT genel müdürlüğü, Hürmüzlü’den savunma istemeyi kararlaştırdı.
Hürmüzlü’den savunma istense de bunun cezaya dönüşemeyeceği, Hürmüzlü’nün görevinin sahnedeki gösteriden ibaret olduğu, basında çıkan haberlerle ilgisi olmadığı için cezaya götürülemeyeceği ifade ediliyor.

Erdoğan’dan AKM’li gönderme

*CUMHURBAŞKANI* Recep Tayyip Erdoğan, “Şimdi Atatürk Kültür Merkezi’ni Türkiye’nin bir numaralı opera binası olarak yapıyoruz. Buna da çok bağırdı o ‘Geziciler’. İstediğiniz kadar bağırın. Çatlayın patlayın bak yıktık. Ve inşallah kısa zamanda da orada dünyada sayılı muhteşem bir opera binasını çok amaçlı olarak yapıyoruz” dedi.

*”BİRÇOK DUYGUSALLIĞI DA BERABERİNDE GETİRİYOR”*
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Fatih Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı iş birliğiyle Ayasofya Müzesi’nde düzenlenen “Yeditepe Bienali”nin açılışında konuştu.
Etkinliğin gerçekleştirildiği mekandan dolayı heyecanlı ve duygusal olduğunu dile getiren Erdoğan, “Öyle zannediyorum ki bu muhteşem, muhteşem olduğu kadar mübarek çatının, kubbenin altında konuşmak, hele hele garip asırlardan sonra konuşmak bayağı zor. Birçok duygusallığı da beraberinde getiriyor. Bugün burada böyle bir Yeditepe Bienali’nin yapılmasını gerçekten çok anlamlı buluyorum” diye konuştu. Etkinliğin düzenlenmesinde emeği, katkısı ve desteği olan tüm kurumlara, sponsorlara ve sanatçılara teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendi alanında dünyada bir ilk olan, 600 sanatçının 3 bine yakın eserini bünyesinde barındıran Yeditepe Bineali’nin gelenekli sanatlarımızın tanıtımı noktasında çok önemli bir rol oynayacağına inanıyorum. Yeditepe Bienali’nin, bu tür organizasyonlarda sıkça tekrarlanan bir yanlışı düzelttiğini görmekten de ayrıca memnuniyet duyuyorum. Genelde sergiler ve bienaller kapalı mekanlarda icra ediliyordu. Sanat eserlerini dört duvarın boğuculuğuna hapseden bu anlayış, estetiği öldürmenin yanında, çoğu zaman eserlerin geniş kitlelere ulaşmasına da mani oluyordu. Oysa İstanbul gibi, her köşesi ayrı bir medeniyetin, farklı bir kültürün eserleriyle dokunmuş kadim bir şehrin, bizatihi kendisi sanat galerisidir. Hayatın dadası içinde sakinleri tarafından fark edilmese de bu şehrin, özellikle tarihi yarım adanın tamamı devasa bir açık hava müzesidir” dedi.
*BUNLAR DA BİR TÜRLÜ KÖTÜ HUYLARINDAN VAZGEÇMİYOR”*
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendi mecrasında bir şeyler yapmaya çalışan ürün veren, topluma yeni eserler kazandıran sanatçılarımız da ötelenmiş dışlanmış adeta ademe mahkum edilmiştir. Bu tepeden inmeci, baskıcı, jakoben anlayışın bugün de bazı sözüm ona sanat çevrelerinde devam ettiğine şahit oluyoruz” diye konuştu.
“Kendi ideolojilerini paylaşmayan, bunların diktasına boyun eğmeyen, sanatçılarımıza yönelik en şiddetli saldırılar bunlardan geliyor” diyen Erdoğan, “Gezi olaylarına destek vermeyen sanatçılarımızın bu çevrelerce nasıl hedef gösterildiğini gayet iyi biliyoruz. Çapulcularla kol kola yürümedikleri, vandallığa, sokak terörüne prim vermedikleri için sanatçılarımızın nelerle tehdit edildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Atalar ‘Can çıkar huy çıkmaz’ diyor. Bunlar da bir türlü kötü huylarından vazgeçmiyor. Milletimizden yedikleri onca şamara rağmen bir türlü akıllarını başlarına toplamıyorlar. Gezi’de yaptıklarını daha yakın zaman ‘Zeytin Dalı Harekatı’na destek için bölgeye giden sanatçılarımıza yaptılar. ‘Sizin orada ne işiniz var?’ dediler. Kendi ‘Mehmet’i ile ‘Mehmetçik’i ile onur duyan sanatçılarımıza bunu yaptılar. O zaman sanatçılarımızı nasıl linç ettilerse bugün de aynı ahlaksızlığı aynı haydutluğu sergilediler” şeklinde konuştu.
*”BUNLARIN LÜMPEN MAHALLE KABADAYILARINDAN İNANIN HİÇ BİR FARKI YOKTUR”*
Erdoğan, “Sanatçılarımızın ülkemizin için canlarını hiçe sayan Mehmetçiklerimize moral vermesine dahi tahammül gösteremediler. Günlerce içlerinde biriktirdikleri kin, nefret ve husumeti gazete köşelerinden, televizyon ekranların sosyal medya hesaplarından ortalığa boca ettiler. Sırf yerli ve milli bir duruş sergilediler diye, askerlerimize moral veriler diye o sanatçılarımıza edilmedik hakaret bırakmadılar. Bunların lümpen mahalle kabadayılarından inanın hiç bir farkı yoktur. Bunlar zihniyet itibariyle modern bedevilerdir. Kendi küçük kabilelerinden olmadığı sürece ne kadar büyük olursa olsun ne bir sanatçının ne de bir sanat eserinin onların gözünde kıymeti vardır. Kabile üyelerine ise hangi suçu işlerse işlerisin yaptığı iş ne kadar değersiz olursa olsun sonuna kadar sahip çıkarlar. Bunların gözünde vatana ihanet etsen bile menfaat grubuna ihanet etmediğin sürece makbulsün. Nitekim bölücü terör örgütüne aleni destek veren Türkiye düşmanı çevrelere taşeronluk yapan, sabah akşam ülkemizi kötüleyen sözde sanatçıları hala baş tacı etmelerinin yegane sebebi de budur” ifadelerini kullandı.
*”ÇATLAYIN PATLAYIN BAK YIKTIK”*
Kültür ve sanat alanında tabuları yıktıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Paradigmayı değiştirdik. En büyük fiziki mekana sahip çıkma dönemi iktidarımız döneminde olmuştur. Onlar yıktılar biz yaptık. Hala da onlar yıkmanın gayretinde, biz yapmanın derdindeyiz. hiçbir şeyi görmeden yaptıkları gösterileri hatırlayın. İstanbul’da Harbiye Kongre Merkezi gibi bir merkezi yaparken orada bir ‘Muhsin Ertuğrul’u daha büyüğünü daha modernini yapacağız dediğimiz halde üzerimize üzerimize geldiler. Yaptıktan sonra da suspus oldular. Şimdi orada yerin katbekat altında 3 bin kişilik kongre merkezimiz, gösteri merkezimiz var. Şimdi Atatürk Kültür Merkezi’ni Türkiye’nin bir numaralı opera binası olarak yapıyoruz. Buna da çok bağırdı o ‘Geziciler’. İstediğiniz kadar bağırın. Çatlayın patlayın bak yıktık. Ve inşallah kısa zamanda da orada dünyada sayılı muhteşem bir opera binasını çok amaçlı olarak yapıyoruz. Proje zaten çoktan bitti. Daha önceki proje müellifi bunu da yaptı. Bitirdi ve şu anda ihalesi vesaire her şeyi bitmiş vaziyette. İnşallah bunu da bizler süratle halkımıza yetiştireceğiz. Türkiye’nin ve yurtdışında da burası çok önemli kültür sanat ve gösteri merkezi olacak. Gerektiğinde çok amaçlı olarak da kullanabileceğimiz bir merkez olacak. 10 yıllar boyunca kültür ve sanat alanına hakim olan adeta burayı kendi arka bahçeleri gibi gören zümrenin tahakkümüne son verdik. Aynı şeyi Ankara’da yaptık. Cumhuriyet tarihi boyunca bir tane eser ortaya koyun ya! Bir tane fiziki mekan ortaya koyun be! Bir tane fiziki mekan ortaya koyamadınız. Demek ki bunlar bizi beklerler. Biz geldik bu eserleri biz yapıyoruz. Ve daha da yapacağız. 81 vilayetimizde de yapacağız. İrili-küçüklü yapacağız. Niye sanatı olmayan bir milletin şah damarı kopmuş demektir” dedi.

Mavi Kumpanya, Davetsiz Misafirler’le Bahçelievler’e konuk oluyor…

Mavi Mumpanya yapımlarından Davetsiz Misafirler oyunu, Bahçelievler Nurettin Topçu Kültür Merkezi’nde seyircilerle buluşuyor.
Volkan Taha Şeker’in yazıp Ece Şeker’in yönettiği oyunun başrollerini Gürcan Ali Gül ve İlknur Koçak paylaşıyor. Eyyüp Fındık, Tuna Koçyiğit, Recep Günay ve Esma Yavuz’un rol aldığı oyun, seyirciler tarafından büyük beğeniyle karşılanıyor.
Oyunun Konusu
Evlilik oranları günümüzde hızla azalmakta, bunun yanı sıra boşanma olayları da günden güne artmaktadır. Türk aile yapısı çerçevesinde kurulan yuvalar ise, sağlam temeller üzerinde durmaktadır. Oyun, asırlardan bu yana gelen Anadolu-Türk kültürünün önemini anlatır, aile yapısının kutsallığını gözler önüne serer. Yeni nesillerin öz kültürümüzü tanıması sağlanır.
Neriman hanım, seneler önce eşini kaybetmiştir. iki gözlü evinde kızını iyi ve eğitimli bir evlat olarak yetiştirmiştir. Ancak kızı Bekir Kaftan, ilerlemiş yaşına rağmen eve gelen taliplerine türlü oyunlar oynayarak kaçırmakta, böylece evlenmeyi reddetmektedir.Annesinin “mürüvvetini görmek istiyorum” sözü üstüne kızı Bekir, yeni bir oyun oynayacaktır. Mahallede en yakın arkadaşı olan Bartu’yu, evlenmek istediği insan olarak annesiyle tanıştıracaktır. Bartu, özünde çok temiz bir genç olsa da, Neriman Hanım’a oynanacak oyun gereği uçuk kaçık olarak görülür. Neriman için bu defa Neriman hanım, mahalledeki en yakın arkadaşı Dilfüruz Bey’i talipli olarak eve getirir ve kızına ters köşe yapar. Kızı verdiği söz gereği evlenmek zorundadır. Yine de anne kalbi dayanamaz ve kızına saadet yolunu açar. Anne hastadır. son sahneye kadar bunu herkesten gizlemiştir ve ilerlemiş hastalığından dolayı son günlerini yaşar.
Neden sonra anne Neriman Hanım vefat eder. Annesinin hayattaki en büyük arzusu olan mürüvvetini görmesi gerçekleşememiştir…
Oyun, cefakar ve dünyanın yükünü sırtlayan kadınlarımızı anlatır ve farkındalık yaratır.
Saat 20:00’de başlayacak oyunun, ücretsiz olarak sahneleneceği öğrenildi

Süreyya Küçük hayatını kaybetti…

Sinema ve dizi oyuncusu Süreyya Küçük yaşamını yitirdi. Sanatçı Onur Akay, geçtiğimiz sene Ağustos ayında 3 ayrı kanserle savaştığını duyurduğu Küçük’ün vefat ettiğini duyurdu.
Hastalıkla savaşırken usta oyuncunun 32 kilo verdiğini belirten Akay şu açıklamayı yaptı: “Geçtiğimiz sene Ağustos ayında kemik, beyin ve göğüs kanseri ile savaştığını duyurduğum sinema ve dizi oyuncusu usta tiyatrocu Süreyya Küçük’ü maalesef bugün saat 14.00’de kaybettik. 4 gündür yoğun bakımda olan 57 yaşındaki oyuncumuz, yaklaşık 1 ay önce beni aramıştı ve tedavisiyle ilgili maddi sıkıntılar yaşadığını söylemiş, ‘Tiyatro salonlarını ücretsiz verirlerse ben de oyunumu oynar ve tedavim için gerekli parayı kazanırım’ demişti…

Ünlü oyuncu da Çiftlikbank reklamcısı çıktı…

Binlerce insanı 2 milyar TL dolandıran Mehmet Aydın’ın Çiftlik Bank’ının yüzü olan oyuncu Mehmet Çevik, “Keşke o reklamı yapmasaydım. İnsanların beni görünce yüzleri düşüyor. Suç oluşmuşsa benim için vebaldir.” dedi.

Binlerce kişiyi dolandırıp yurtdışına kaçan Çiftlik Bank’ın kurucusu Mehmet Aydın’ın vurgun öncesi katıldığı toplantılarda en önde yer alan ekranların tanınmış oyuncusu Mehmet Çevik, “Keşke o reklamı yapmasaydım” diyen Çevik, sisteme hiç para yatırmamış. ‘Medya danışmanlığı’ karşılığında aldığı ücreti açıklamayan ünlü oyuncu, “Hayatım boyunca kolay para kazanmanın peşinde olmadım” diyor.
– Neden o etkinliklere katıldınız?

Meşru olduğunu düşündüğüm bir projenin tesis açılışlarında durdum ama sisteme katılmadım. Bu bir üretim sahasının açılışıydı. Kendimi şöyle mağdur hissedebilirim, ruhsatlı ve yasal olduğunu düşündüğüm bir işin basın ayağında bulundum. Ben hayatını ilkeli yaşamaya çalışan bir adamım.
Sadece medya alanında reklam anlaşması yapmıştım. Ocak ayında yeni üye alımı durdurulmuştu. Bir dolandırıcının pervazında ‘Sağduyulu bir yerde duruyorum’ demek artık içimi rahatlatmıyor.
– Para yatırdınız mı?
Hayatım boyunca kolay kazancın eşiğinde durmadım.
– Maddi olarak alacağınız kaldı mı?
Benim alacağım zaten küçük bir meblağ idi.
– Şu an neler hissediyorsunuz?
Gönül verdiğim mesleği yaparken dolandırıcılar grubunun içine düşmek çok üzücü
– Bu suçta payınız yok mu?
Eğer ortada bilmediğim için bir suç oluşmuşsa bu tabii benim için vebal haline gelir. Hayatım boyunca menfaat için eğilmedim. Açılış fotoğraflarında yer almamın bu kadar konuşulması galiba duruşu net bir sanatçının yıpratılmasına yönelik bir politikanın ürünü.
– Kullanıldığınıza mı inanıyorsunuz?
Bütün güzel şeyler çirkinlerin malzemesi haline dönüştürülüyorsa tabii ki üzgün olursunuz. Ben bu oluşumdaki mekanizmanın önemli bir dişi miyim? Hayır. Suçlu olsaydım hem yasal hem de vicdani zeminde bunun karşılığını hiç tereddüt etmeden çekerdim.
Önce şu ateşin düşmesi gerekiyor. Benim de yapacaklarım var. Gerekirse şikâyetçi olan insanların içinde yer alıp bu zeminin ne menem bir şey olduğunu anlatan açıklamalar yapacağım.
Sizi tanıyanların tepkisi nasıl?
Tepki görmedim ama suratlarının düştüğünü söylemek mümkün. Şu an yaşamdan geri çekilmedim. Atıl durumda kalarak hayatta yaşanmaz, ben atıl durumda kalmam. Gerekirse arkadaşların tepkilerine de maruz kalırım, çıkar yüzleşirim.

Şenol Güneş Çiçek Taksi’de rol almış…

Şenol Güneş, yıllar önce yayinlanan efsanevi dizi Çiçek Taksi’de rol almış…

*YILLAR SONRA FARK EDİLDİ*
90’ların fenomen dizisi Çiçek Taksi’nin Trabzonspor’u konu alan sahnesinde takımın başında yer alan Şenol Güneş’in dizideki görüntüleri yıllar sonra fark edildi.
*TRABZONSPOR EFSANELERİ DE DİZİDE ROL ALDI* Trabzonspor’un efsanelerinden Ünal Karaman <m.haberler.com/unal-karaman/>, Hami Mandıralı <m.haberler.com/hami-mandirali/>, Şota Arveladze <m.haberler.com/sota-arveladze/> gibi isimler de fenomen dizide yer aldı. İşte diziden kareler…

Erdoğan önerdi, yeni bir ekol doğdu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a 6 yıl önceki Mardin ziyaretinde atık çay deminden hazırladığı tabloyu hediye eden Mardinli ressam Mehmet Salih Korhan, Cumhurbaşkanının önerisi ile bu tekniği daha da geliştirip, patent başvurusunda bulundu.

Dünyanın birçok ülkesindeki patent enstitülerine başvurarak tekniğini iki ressam arkadaşı ile birlikte 21 Ağustos 2017 tarihinde tescilleyen Korhan kendi geliştirdiği tekniğe “Maridin” ismini verdi. “Maridin” sanatında çay dokulu resim kâğıdı ve atık çay demi kullanılıyor. Bu yöntemle yapılan eserler yüzyıllarca toprak altında kalmış hissi veriyor.
‘PATENT İÇİN BAŞVUR’ DEDİ
Bundan 6 yıl önce 8 Mart’ta Dünya Kadınlar Günü ve toplu açılışlar vesilesiyle Mardin’e gelen Erdoğan’a bir tablo hediye ettiğini hatırlatan Korhan, “O dönem başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Mardin’de bulunan Şeyh Çabuk Camisi minaresinin kendi tekniğimle yaptığım tablosunu hediye ettim. Eseri çok beğendi. Sayın Erdoğan’a kendime has olan bu tekniği anlatarak bilgi vermiştim. Kendisi de bana bunun için patent ve tescil başvurusunu yaparak dünya sanatına yeni bir teknik kazandırmamı önermiş ve “Dolmabahçe Sarayı Sergi Salonu’nda sergilenmek üzere hazır olduğunuz an Cumhurbaşkanlığı ile irtibata geçin” demişti. Türk Patent Enstitüsü, Avusturya ve Rusya Patent ofisi başvuruyu onayladı, dünya genelinde patentimizi aldık. Resim sanatına yeni bir değer kazandırmanın mutluluğu içerisindeyiz. Bize yol gösteren Cumhurbaşkanımıza Mardinli ressamlar olarak ben Mehmet Salih Korhan ve arkadaşlarım Servet Cangir ve Mahm

Sanatçılar İsyanda…

Dünya Tiyatrolar Günü’nde Roza Sanat Genel Sanat Yönetmeni Bayram Gündoğdu’nun haklı isyanı alkış topladı. Gündoğdu sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Evet Ajans’ın sanatçıları ciddiye almadığı ve mağdur ettiğini belirtti.
Evet Ajans’ın konuyla ilgili yapacağı açıklama merak konusu… (Sahnerengi Haber)

Dünya Tiyatrolar Günü Nedir?

Dünyada ve ülkemizde 27 Mart, Dünya *Tiyatrolar Günü* olarak kutlanmaktadır. 1948 yılında kurulan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü, 1961 yılında aldığı bir kararla bu tarihte tüm dünyanın dikkatlerini tiyatroya çekmek istemiştir. 27 Martlar, bu enstitüye üye ülkelerin sanatçıları tarafından tiyatronun gündeme taşıma zamanlarıdır. Halkın tiyatroyu sevmesi ve tiyatro izleyicisinin artması için o gece tiyatrolar ücretsiz olarak oyun sahneler.
Tiyatro sanatı, insanı insana insanla anlatma çabası olarak tanımlanır. Bu sanatın doğuşu eski zamanlara dayanmaktadır. Özellikle kent yaşantısının arttığı çağımızda da iyice yaygınlaşmıştır. Televizyonun evlerimize kurulup tüm vakitlerimizi işgal etmesinden sonra tiyatrolara ilgi biraz azalmıştır. Ancak birçok eleştirmenin de yinelediği gibi çok yakın bir zamanda insanlar tiyatroyu tekrar keşfedecektir. Çünkü tiyatro, hayattan alınmış bir kesittir. Yaşamın canlı bir parçasıdır. Seyirci olarak katıldığımız bu sanat etkinliğinin bir süre sonra bizi kuşattığını ve oyunun bir parçası haline getirdiğine tanık oluruz. Çünkü karşımızdaki sanatçılar, dekor, kostüm, sesler içinde yaşadığımız hayat kadar gerçektir, sıcaktır; elimizi uzatsak bu sihirli dünyanın içine girmiş oluruz. *Dünya Tiyatrolar Günü*, insanın kendiyle temas ettiği bu sanat dalını insanlara unutturmamak adına gayret etmek anlamına gelir.
Gücünü edebiyattan alan tiyatro, oyunlarda kullanılan seslerden dolayı müzikle, sahne tasarımlarından ötürü de görsel sanatlarla iç içedir. Yetenek ve eğitimle beslenen tiyatro oyuncusu sahnede, bütün imkanları kullanarak gerçeklerden ve hayattan örülü bir yapıyı gözler önüne sermeye çalışır. Oyuncular; dili kullanışlarıyla, hal ve tavırlarıyla, üsluplarıyla seyirciler için bir örnek oluşturmaya çalışırlar.
Ülkemizde bugünkü anlamda tiyatronun tarihi çok eskilere dayanmaz. Bin sekiz yüzlü yıllarda saray çevresindeki aydınların ilgilendiği ayrıcalıklı bir sanat dalıdır. Ancak Şinasi, Namık Kemal gibi yazarlarımız ortaya koydukları eserlerle tiyatroyu halkla buluşturmaya çalışmıştır. Özellikle Namık Kemal, yazdığı Vatan Yahut Silistre adlı oyunuyla halkın o dönemki duygularını ve düşünceleri sahnede o kadar gerçekçi ifade etmiştir ki oyun bittikten sonra izleyiciler sokaklara dökülmüştür.
Cumhuriyet Dönemi’ne gelindiğinde Muhsin Ertuğrul, Mustafa Kemal Atatürk’ün de desteğiyle tiyatroyu geniş halk kitlelerinin benimseyeceği bir yapıya ve içeriğe kavuşturmuştur.
Türk seyircisinin tiyatroyu benimsemesinde geleneksek gösterilerimizin de payı vardır. Tiyatronun batılı bir tür olarak dünyaya yayılmasından önce ülkemizde Karagöz-Hacivat gösterileri, Ortaoyunu, Meddahlık insanların ilgiyle takip ettiği sanatsal etkinliklerdir .
Tiyatrocular, konservatuarlarda eğitim görürler. Üniversite düzeyinde eğitim veren konservatuarlar olduğu gibi güzel sanatlar liseleri de tiyatro sanatıyla ilgilenen yetenekli gençlerimize hizmet etmektedir.
Tiyatronun komedi, trajedi, dram olarak üç türü vardır. Bu alanlarda sergilenen oyunlarla hayatın gerçekleri, acılar, sevinçler, tarihteki olaylar, geleceğe ilişkin ön görüler insanlara içten bir üslupla sunulur. Tiyatrolar; devlet tiyatroları, halk tiyatroları, bulvar tiyatroları, açık hava tiyatroları ve şehir tiyatroları gibi isimlerle anılır.
Yaşantımızın bir yerlerinde sanatı ağırlamak istiyorsak tiyatroya seyirci kalmamalı, tiyatro seyircisi olmalıyız.