AST’a Belediyeden Destek

Tiyatrocu Asaf Çiğiltepe öncülüğünde, 6 Aralık 1963’te kurulan Ankara Sanat Tiyatrosu, 6 Aralık’ta, Ihlamur Sokak’ta yarım asrı aşkın süredir seyirciyle buluştuğu tarihi salondan maddi imkansızlıklar nedeniyle ayrıldıklarını kamuoyuna duyurdu.
Belediyeden yapılan yazılı açıklamada, AST’nin dijitale aktarılmış oyunlarının satın alınarak, Çankaya Belediyesinin YouTube kanalından yayınlanacağını ve Belediyenin bütün salonlarının ücretsiz olarak AST’nin kullanımına açılacağı belirtildi.
Ayrıca, Kızılay’daki tarihi AST binası için mal sahibi ile görüşmelerin yürütüleceği, salonun bir yıl daha tiyatronun kullanımında kalacağı kaydedildi.
Belediyeden yapılan yazılı açıklamada, AST’nin dijitale aktarılmış oyunlarının satın alınarak, Çankaya Belediyesinin YouTube kanalından yayınlanacağını ve Belediyenin bütün salonlarının ücretsiz olarak AST’nin kullanımına açılacağı belirtildi.
Ayrıca, Kızılay’daki tarihi AST binası için mal sahibi ile görüşmelerin yürütüleceği, salonun bir yıl daha tiyatronun kullanımında kalacağı kaydedildi.

Cannes’da Filming in Turkey tanıtılacak

Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Kovid-19 salgını nedeniyle bu yıl çevrim içi olarak “Cannes Online” ismiyle düzenlenen Cannes Film Festivali, 53 filmlik özel seçki ve market bölümüyle başladı.
22-26 Haziran’da 60 ülkeden 8 bin 500 sinema profesyoneli ile 250 satış temsilcisini buluşturacak festivalde bu yıl film yarışması yapılmayacak.
Belirlenen 53 filmlik seçki, sonbaharda Venedik ve San Sebastian gibi önemli festivallerde “Cannes 2020” etiketiyle izleyicilerin beğenisine sunulacak. “Filming in Turkey” tanıtılacak

Festivalin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı iş birliğiyle organize edilen Türkiye bölümünde “Filming in Turkey”in tanıtımı yapılacak.
Yeni sinema yasasıyla yürürlüğe giren ve yabancı film yapımcılarına Türkiye’de harcadıkları tutarın yüzde 30’una kadarının iade edilebilmesine imkan sağlayan “Yabancı Film Yapım Desteği”, uluslararası sinema profesyonellerine tanıtılacak.

Destekle baştan başa doğal plato özelliğine sahip Türkiye’nin bu alandaki rekabet gücünün artacağı ve önemli film çekim merkezlerinden birisi olacağı öngörülüyor.

Türkiye bölümünde ayrıca uzun ve kısa metraj ile belgesel türlerinde üretilmiş ya da geliştirme aşamasındaki filmler tanıtılarak Türk sineması yapımları uluslararası alanda görücüye çıkacak. Balkaya “Cinefondation L’Atelier” bölümünde
Türkiye bölümünde yer alan satış ajansları da “7. Koğuştaki Mucize”, “Biz Böyleyiz”, “Ömer ve Biz”, “Deliler” ve “Ailecek Şaşkınız” gibi ilgiyle izlenen, Türk yapımı ödüllü filmleri tüm dünyanın beğenisine sunacak.
Son filmi “Kız Kardeşler” olan, 2019 yılında Berlin Film Festivali’nde büyük ödül için yarışan Emin Alper de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen yeni film projesi “Balkaya” ile Cannes Film Festivali’nin önemli bölümlerinden “Cinefondation L’Atelier” film geliştirme programında yer alacak.

Bu yıl 16’ncısı düzenlenecek “Cinefondation L’Atelier” programına 15 proje seçilme başarısı gösterdi.

Ara Güler hayatını kaybetti

Türkiye’de yaratıcı fotoğrafçılığın uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcisi olan Ara Güler, tedavi gördüğü Florence Nightingale Hastanesi’nde vefat etti.
Doktor Zafer Gökay, Güler’in yakınlarına yaptığı açıklamada, “Serviste 3 kez resüsitasyona cevap vermiş, yoğun bakımda da iki kere verdi ama üçüncüsünde ne yazık ki döndüremedik, başımız sağ olsun. Tamamen kalp yetersizliği. dedi.

ARA GÜLER KİMDİR?

16 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. Lisedeyken film stüdyolarında sinemacılığın her dalında çalışırken Muhsin Ertuğrul’un Tiyatro Kurslarına devam etti; çünkü yönetmen veya oyun yazarı olmak istiyordu. 1950’de Yeni İstanbul Gazetesi’nde gazeteciliğe başlarken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne devam etti.

1958’de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu foto-muhabirliği görevlerini üstlendi. 1954’de Hayat Dergisi’nde fotoğraf bölüm şefi olarak çalışmaya başladı.

1953’de Henri Cartier Bresson ile tanışarak Paris Magnum Ajansı’na katıldı ve İngiltere’de yayımlanan “Photography Annual Antalojisi” onu dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri olarak tanımladı. Aynı yıl ASMP’ye (Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği) tek Türk üye olarak kabul edildi.

1962’de Almanya’da çok az fotoğrafçıya verilen “Master of Leica” ünvanını kazandı. İsviçre’de çıkan Camera dergisinde kendisine özel bir sayı ayırdı. 1964’de Mariana Noris’in ABD’de basılan “Young Turkey” adlı yapıtında fotoğrafları kullanıldı.1967’de Japonya’da çıkan “Photography of the World” antolojisinde Richard Avedon ile birlikte bir dizi fotoğrafı yayınlandı. 1967’de Kanada’da açılan “İnsanların Dünyasına Bakışlar” sergisinde, 1968’de New York Modern Sanatlar Galerisi’nde düzenlenen “Renkli Fotoğrafğın On Ustası” adlı sergide; aynı yıl Almanya’da, Köln’de Fotokina Fuarı’nda yapıtları sergilendi.1970’de “Türkei” adında fotoğraf albümü Almanya’da yayımlandı. Sanat ve sanat tarihi konularındaki fotoğrafları ABD’de Time-Life, Horizon ve Nesweek kitap bölümlerince ve İsviçre’de Skira Yayınevi tarafından kullanıldı.1971’de Lord Kinross’un “Hagia-Sophia” (Ayasofya) kitabının fotoğraflarını çekti.
Yine Skira yayınevince Picasso’nun 90. yaş günü için yayımlanan “Picasso Metamorphose et unite” adlı kitap için Picasso’nun foto-röportajını yaptı. 1972’de Paris Ulusal Kitaplıkta sergisi açıldı.1975’de ABD’ne davet edildi ve birçok ünlü Amerikalının fotoğraflarını çektikten sonra “Yaratıcı Amerikalılar” adlı sergisini dünyanın birçok kentinde sergiledi. Yine aynı yıl Yavuz zırhlısının sökülmesini konu alan “Kahramanın Sonu” adlı bir belgesel film çekti.1979’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “Foto Muhabirliği” dalındaki birincilik ödülünü aldı.
1980’de fotoğraflarının bir kısmı Karacan Yayıncılığın bastığı “Fotoğraflar” adlı kitabında basıldı.1986’da Hürriyet Vakfı’nca basılan Prof. Abdullah Kuran’ın yazdığı “Mimar Sinan” kitabını fotoğrafladı. Aynı kitap 1987’de “Institute of Turkish Studies” tarafından Ingilizce olarak yayınlandı.

1989’da “Ara Güler’in Sinemacıları” kitabı basıldı.
1991’de Dışişleri Bakanlığı için Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) “The Sixth Continent” adlı kitabını fotoğrafladı. Bu arada bütün dünyayı gezerek foto röportajlar yaptı ve bunları Magnum Ajansı ile dünyaya duyurdu.Ismet Inönü, Winston Churchill, Indira Gandi, John Berger, Bertrand Russel, Bill Brandt, Alfred Hitchcock, Ansel Adams, Imogen Cunningham, Salvador Dali, Picasso gibi birçok ünlü kişi ile röportajlar yaptı ve fotoğraflarını çekti. En ünlüsü fotografcılara poz vermeyen Picasso röportajı.

Yıllarca üstünde çalıştığı Mimar Sinan yapıtlarının fotoğrafları 1992’de Fransa’da, ABD ve İngiltere’de “Sinan, Architect of Soliman the Magnificent” adlı kitabı yayımlandı. Aynı yıl “Living in Turkey” adlı kitabı Ingiltere, ABD ve Singapur’da “Turkish Style” başlığıyla, Fransa’da “Demeures Ottomanes de Turquie” adıyla yayımlandı.1994’de “Eski İstanbul Anıları”, 1995’de “Bir Devir Böyle Geçti”, “Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü” fotoğraf kitapları yayımlandı. Ara Güler’in fotoğrafları Paris Ulusal Kitaplıkta, ABD’de Rochester Georg Eastman Müzesi’nde Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu’nda bulunuyor. Köln Mueseum Ludwing’de Das Imaginare Photo Museum’da fotoğrafları sergileniyor.

Sanatçılardan Karak’ın istifasına tepki…

Eyüp Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü Kültür Sanat Koordinatörlük görevini başarıyla yürüten Murat Karak, sürpriz bir kararla hem görevinden hem de Eyüpsultan Belediyesi’nden istifa etti. Karak, istifasının ardından açıklama yapmadı. Sanat camiasında Karak’ın istifası tepkiyle karşılandı.

İstanbul Tiyatrolar Birliği Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Murat Karak’ın istifasının nedenlerinin açıklanması gerektiği, tüm sanat çevrelerinin bu istifa karşısında motivasyon kaybettiği belirtildi.Birlik sözcüsü, Eyüpsultan Belediye Başkanı Remzi Aydın’ın, aydın bir insan olduğunu, sanatçıları önemsediğini ve bu konuda Aydın’dan duyarlılık beklediklerini, ilgili haberle ilgili olarak Başkan Aydın’ı ziyaret etmek istediklerini de sözlerine ekledi. Sanatçılar, söz konusu istifayı Sahnerengi’ye değerlendirdiler.

Liyakat sahibi, işini dört dörtlük yerine getiren, hakkaniyetli bir yöneticidir Karak… Eyüpsultan Belediyesi’nden ayrılması bizleri derinden üzdü. Umarız ki yetkililer bu ayrılığı tatlıya bağlayarak Karak’ın istifasını kabul etmezler…

Bayram Gündoğdu – Roza Sanat Merkezi Genel Sanat Yönetmeni

 

Lafta değil, özde de sanatçının yanında duran ve sanatçıları her daim onure eden Murat Karak’ın bu ayrılığı bizleri derinden üzdü. Camiada çok daha iyi yerlere geleceğinden şüphemiz yok.

Şenol Kara – Tiyatro Uhde Genel Sanat Yönetmeni

 

Murat Karak gibi insanların her belediyede karınca gibi artmasını temenni ediyorum. Bu ayrılık hiç hoş olmadı. Eyüpsultan Belediye Başkanı Remzi Aydın son derece duyarlı ve başarılı bir yönetici olup, kendisinden bu konuya eğilmesini istiyoruz.

Beşir Ariz – Gazeteci
Tiyatro Osmanlı Genel Sanat Yönetmeni

 

Bu kararı tanımıyoruz ve Karak’ın görevine dönmesini istiyoruz. Karak hem sanat, hem de insan dostu, geleceği son derece parlak bir yöneticidir…

Orhan Sanay -Tiyatro Anadolu Genel Sanat Yönetmeni

 

Tiyatro, sanat ve Eyüp Belediyesi kaybetti. Yazık oldu… İstifa nedenini öğrenmek istiyoruz. Konuyu daha yukarılara taşıma amacındayız… Sanatçılar bu konuda duyarlı ve kararlıdır !

Kadir Özer – Tiyatro Değirmeni Genel Sanat Yönetmeni

Söz konusu istifa kararıyla ilgili olarak sanatçıların Beyaz Masa ve Cimer’e (Cumhurbaşkanı İletişim Merkezi) çok sayıda başvuruda bulundukları öğrenildi…

Kena Işık’ın sağlık durumu stabil

Uzun zamandır sağlık tedavisi gören Kenan Işık yeniden gündeme geldi. Açık arttırmaya çıkacak olan Kiss Müzik’e ait albümlerin arasında 4 yıldır tedavisi devam eden Kenan Işık’ın şiir albümü de bulunuyor. Peki, Kenan Işık’ın sağlık durumu nasıl?

İflas eden Kiss Müzik’e ait birbirinden ünlü sanatçıların albümlerinin ve Kenan Işık’ın şiir albümlerinin, açık artırma usulü satışını yapacak olan iflas masası, verilen dilekçe üzere satışı durdurdu.

Fatma Girik mahkemede…

BODRUM’da yaşayan sinema sanatçısı Fatma Girik’i (74), iddiaya göre, 40 yıldır rahatsız eden Adıyamanlı hayranı Mehmet Alsan’ın (71) yargılanmasına başlandı. Tutuksuz sanık Alsan duruşmaya gelmezken, Girik, mahkemede, yıllardır yaşadığı sıkıntıyı anlattı.

Torba Mahallesi’ndeki villasında yaşayan ünlü oyuncu ve İstanbul Şişli Belediyesi eski başkanlarından Fatma Girik, kendisini 40 yıldır adım adım takip eden Adıyamanlı hayranı 6 çocuklu Mehmet Alsan yüzünden büyük sıkıntı yaşadı. İlk kez evinin penceresinden girerek uyurken kendisini izlediği anda fark ettiği Alsan’ın aradan yıllar geçmesine rağmen aşırı ilgisi yüzünden bunalan Girik, şikayetçi oldu. Şikayet üzerine, Mehmet Alsan hakkında İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Ancak Fatma Girik, sağlık sorunları nedeniyle İstanbul’a gidemeyince ilk duruşma Bodrum 6’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 123’üncü maddesine göre ’kişilerin huzur ve sükununu bozma’ suçundan 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ve TCK’nin 53’üncü maddesi gereğince bazı haklardan mahrum bırakılması istenen tutuksuz sanık Alsan, duruşmaya katılmadı. İfade veren Girik, mahkemede yıllardır yaşadığı sıkıntıyı anlattı. Hakim Erkan Koşaran’a ifade veren Girik, “Mehmet Alsan isimli şahıs, benim 40 yıldır hayranım. Ara ara hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkarak hayranlığını dile getiriyor. Olay günü de ben hastanedeyken odama gelmiş ve bir not bırakmış. O notta ’Keşke seni zamanında sırtıma vurup kaçırsaydım, yapmadığıma pişmanım’ ve benzeri rahatsız edici kelimeler kullanıp işi taciz boyutuna taşımıştı. Ben de şikayetçi oldum. Bu aşamada ben de şikayetçiyim, cezalandırılmasını isterim” dedi.

Girik’in ifadesinin ardından mahkeme başkanı, evrak işleminin bitmesi sonucu, dosyanın asıl davanın açıldığı İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’ne iadesine karar verdi. Yardımcısıyla birlikte geldiği adliyede hayranlarının ilgi odağı olan Fatma Girik, yaşadığı sıkıntılı anları Demirören Haber Ajansı’na (DHA) şu sözlerle anlattı:
“Gençtim, İstanbul’da nereye gitsem, çalıştığım yerde, gezdiğim yerlerde, 2- 3 yılda bir karşıma çıkıyor, evimin kapısında elinde çiçeklerle bekliyordu. Allah için bir zararı olmadı ama bazen polis elbisesi giyerek beni takip ediyor, hiç beklemediğim bir anda restorandaki yan masada beni izlerken görüyordum. Bana aşıktı, onlarca mektup yazmıştı. Son olarak 2 yıl önce 10 Kasım 2016’da İstanbul’da ameliyat olduğum hastanede odama girdi. Hemşirelere ’Adıyaman’dan geliyorum. 19 saatlik yoldan geldim. Ne olur göreyim. Eski bir hayranıyım’ demiş, yanıma kadar gelmiş. Görür görmez onun olduğunu anladım. Çünkü o gözleri, bakışları unutmam mümkün değil. Yakamı bırakmayan bu tacizci hakkında avukatımla dava açtık. Bana yıldırdır kubus yaşatan kişi. Hem acıyorum hem ne yapacağımı bilmiyorum. Bugün ifademi verdim, yaşadıklarımı tekrar anlattım. Artık gerisini avukatıma bırakıyorum.”

“Sinema konservedir, tiyatro taze yemek”

5. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali kapsamında, Frankfurt Rüsselsheim Tiyatro’da bir söyleşi gerçekleştirildi. Oyuncu Zafer Algöz, Zerrin Tekindor ve yönetmen Hilal Saral’ın katıldığı söyleşide tiyatro ile sinema arasındaki farkı anlatan Algöz “İstediğiniz kadar bir ülkenin başka bir ülkeyle kaynaşmasını gerçekleştirebilmek için dünyanın parasını akıtın, kültür sanatla yapacağınız tanıtımın önüne hiç bir şey geçemez” dedi.

KÜLTÜR ve Turizm Bakanlığı ve Devlet Tiyatroları (DT) iş birliğiyle, Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosluğu’nun himayelerinde Tiyatro Frankfurt tarafından düzenlenen “5. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali” kapsamında, Frankfurt Rüsselsheim Tiyatro’da bir söyleşi gerçekleştirildi. Nur Onur’un moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide konuşan Zafer Algöz, festivale geçen sene de geldiğini hatırlatarak, çok kıymetli sanatçıların festival kapsamında tiyatroseverlerle buluştuğunu söyledi.

DAHA ÖNEMLİ NOKTAYA GELMELİYİZ

Algöz, herkesin bu tip etkinliklere destek olmasının önemine değinerek, “Bir ülkenin başka ülkeyle dostluk ilişkilerini geliştirebilmesi, kültürel bağlarını kurabilmesi sanat yoluyla oluyor. Çünkü istediğiniz kadar tanıtım yapın, istediğiniz kadar bir ülkenin başka bir ülkeyle kaynaşmasını gerçekleştirebilmek için dünyanın parasını akıtın, kültür sanatla yapacağınız tanıtımın önüne hiçbir şey geçemez” diye konuştu. Festivalin daha önemli bir noktaya getirilmesi gerektiğini vurgulayan Algöz, şöyle devam etti: “Batı ülkelerinde oynanan dünyanın bildiği klasik ya da modern oyunları kalkıp burada oynayarak, bizim de onları yapabileceğimizi göstermemiz gerek. Bunların bazı örneklerini biliyorum. Sumru Yavrucuk’un oynadığı ‘Shirley’ çok zor bir oyun mesela. Bu tip oyunlarla bizim kendi tanıtımımızı yaparak, bu insanlarla kültürel bir bağ kurmamız gerekiyor. Gönül bağımız zaten var. Almanya’da milyonlarca yurttaşımız var. Üstelik de en çok sevindiğim nokta, Almanya’ya ilk gelen kuşakla şu anki kuşak arasında çok büyük fark var. Çocuklar çok erken yaşta dil sorununu çözüyor. Böylece bulundukları ülkeye entegre olmaları çok daha kolay oluyor.”

MAHİR CANOVA’NIN TANIMI

Bugüne kadar çok sayıda tiyatro oyunu, dizi ve sinemada rol alan tecrübeli oyuncu, şunları kaydetti: “Yıllar önce hocalarımızın da hocası Mahir Canova bir oyunumuzu yönetmiş ve bir gün bize tiyatroyla sinema arasındaki farkı sormuştu. Rahmetli, hep ‘amcamın oğlu’ derdi bize. ‘Amcamın oğlu, sinema konservedir ama tiyatro taze yemektir’ dedi. Sinemada bir tane konserve yaparsın sonra aynı standartta binlerce konserve yapıp dünyanın her yerine gönderebilirsin ama tiyatro taze yemektir. O akşam pişer, o akşam gelen insanlara bir yemek gibi onu sunarsınız ve o akşam yaşanmış olan o akşamki insanlarla oynayanlar arasında cereyan eder. Dışarıdaki insanlar bilmezler bunu.”

TEKNİKTEN ZİYADE KALBE İNANIRIM

Oyuncu Zerrin Tekindor da tiyatro, dizi ya da sinemada oyunculuk farklarına değinerek, “Karakterinize girerken nasıl biriyseniz osunuz, bu değişmez. Roller çeşitlidir, karakterler çok farklıdır. İyi yazarlar tarafından yazılan inanılmaz karakterler var. Onları oynayabilmek çok büyük bir şans ama ‘Hiçbir zaman oynadığınız rolden etkilenmezsiniz’ diyen bence yalan söylüyor. O rolü çıkartabilmek için evet, yaşanmışlıklarınız vardır, fakat sahne üstünde bütün arkada biriktirdiğiniz her şeyi kanınızın son damlasına kadar sahnede yaparsınız. Fakat elinizden ne geliyorsa her duygunuzu seferber ederek yaparsınız. Ondan sonra da oyunun sonunda selam verdiğiniz anda da bütün bunlar biter. Ben teknikten ziyade buraya, kalbimize inanırım” ifadelerini kullandı.

TİYATROCULARDAN ÖĞRENİYORUM

“Kuzey Güney”, “Kara Sevda” ve “Aşk-ı Memnu”nun da aralarında olduğu çok sayıda diziyi yöneten Hilal Saral ise tiyatro kökenli oyuncularla çalışmaktan çok mutlu olduğunu dile getirdi. Saral, tiyatrocuların dramaturji bilgisine sahip olduğunu vurgulayarak, “Her söylediğinden bir şey algılıyor ve öğreniyorsunuz. Kendi adıma da öğreniyorum ve ciddi bir alışveriş oluyor aramızda. Öbür türlü daha tek taraflı bir şey oluyor” dedi.

SİZLERLE BİRLİKTE DAHA İLERİ TAŞIMAK İSTİYORUZ

İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen “Giydirici” adlı oyun, Frankfurt Rüsselsheim Tiyatro’da sanatseverlerle buluştu. Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu Burak Karartı, ekip adına “Giydirici” oyununda “Sir” rolünü oynayan Hakan Çimenser’e plaket, “Lady” rolünü oynayan Hülya Gülşen’e ise çiçek takdim etti. Karartı “Burada kültürümüzü, sanatımızı, tiyatromuzu kendi toplumumuz içinde yaşatmak kadar bunu buradaki Alman dostlarımıza tanıtmak da bu festivalin misyonu, hedefi. İnşallah gelecek yıllarda bu festivali daha da güçlendirerek, içeriğini zenginleştirerek sizlerle birlikte daha da ileriye taşımayı arzu ediyoruz” dedi.

“Edebiyat en demokratik sanattır.”

Okuyucularıyla buluşan Ümit, “Edebiyat en demokratik sanattır” diyerek katıldığı etkinliğe damga vurdu.

7.Sarıyer Edebiyat Günleri imza günleri, söyleşiler ve şiir teknesiyle devam etti. Etkinliklerin ikinci gününde Türk dizi tarihinin başyapıtlarından Leyla ile Mecnun’un senaristi Burak Aksak dizinin çekildiği Kireçburnu’nda edebiyatseverlerle buluştu. Usta edebiyatçı Ahmet Ümit ise gerçekleştirdiği söyleşide “Edebiyat en demokratik sanattır” diyerek etkinliğe damga vurdu.

PKK gitti, Mardin’e sanat geldi

Mardin Büyükşehir Belediyesi tarafından 2’nci Geleneksel Bahar Şenlikleri düzenlendi.

ETKİNLİKLER MARDİN’E RENK KATTI

Mardin Büyükşehir Belediyesi Kültür, Turizm ve Sosyal İşler Daire Başkanı Yakup Sarı, yaptığı açıklamada, belediyeye yapılan görevlendirmenin ardından konservatuvarın açıldığını hatırlatarak, binlerce öğrencinin farklı dallarda eğitim görme fırsatı bulduğunu söyledi.

Yakup Sarı, *”Bu etkinlikler Mardin’e güzel renk kattı. Amacımız Mardin’in sosyalleşmesi, kültürel anlamda hak ettiği yeri bulması. Dünyaca ünlü Mardinli ressamımız İsmet Yedikardeş de etkinliğimize resimleriyle katıldı” *dedi.

ÇALIŞMALAR DEVAM EDECEK

Yakup Sarı, yaz tatilinden sonra yeni eğitim ve öğretim yılının başlamasıyla konservatuvardaki eğitimlere daha güzel şekilde devam edileceğini, kültür vesanatalanındaki kurslarla kente hizmet etmeye devam edeceklerini ifade ederek, Mardin’in tanıtımına katkıda bulunan herkese teşekkür etti.

Yumurta ile turizm hamlesi

Afyonkarahisar’da açılacak Türkiye’nin ilk Yumurta ve Sanatları Merkezi’nde 240 farklı türden hayvanın yumurtaları sergilenecek.

Afyonkarahisar’da bu ay içinde hizmete girecek Türkiye’nin ilk ‘Yumurta ve Sanatları Merkezi’nde, hem farklı türlerden hayvanların yumurtaları hem de sanat eseri haline getirilmiş yumurtalar izlenime sunulacak.

Türkiye’nin önemli yumurta üretim merkezlerinden Afyonkarahisar’daki merkez, bu alanda dünyanın 6’ncı, Türkiye’nin ise ilk müzesi olacak.

“BU TÜRKİYE’DE BİR İLK”
İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Tanır,* “Proje devlet-özel sektör iş birliğiyle gerçekleştirildi. Afyonkarahisar Yumurta ve Sanatları Merkezi Türkiye’de bir ilk. Bu anlamda çok ilgi çekeceğini düşünüyoruz. Müzemizde iki bakış açısı söz konusu. İlki yumurtalarla, diğeri yumurta sanatlarıyla ilgili. Ülkemizin 37 şehrindeki 22 üreticiden 240 farklı ırktan yumurtalar burada sergileniyor. Yine 9 sanatçımız, yumurta sanatlarıyla ilgili eserlerini bize gönderdi. 100 civarında sanat eserine dönüşmüş yumurta burada sergileniyor. 300’ün üzerinde farklı çeşitte yumurtayı burada”* dedi.

“TURİZME CİDDİ KATKI SAĞLAYACAK”
Müzenin farklı konseptiyle yoğun ilgi görmesini beklediklerini vurgulayan Mehmet Tanır, *”Dünyada 5 ülkede yumurta müzesi bulunuyor. Romanya, Ukrayna, Avusturya’daki müzelerde paskalya tipi yumurtalar sergiliyorlar. ABD ve Çin’de ise bizim müzemizdeki tarzda doğal yumurtalar sergileniyor. Afyonkarahisar’daki müzemizin hepsinden daha önemli olduğunu düşünüyoruz. Merkezimiz müze formatında hazırlandı. Afyonkarahisar’da turizme ciddi katkı sağlayacağını düşünüyoruz”* şeklinde konuştu.

Erdoğan’dan AKM’li gönderme

*CUMHURBAŞKANI* Recep Tayyip Erdoğan, “Şimdi Atatürk Kültür Merkezi’ni Türkiye’nin bir numaralı opera binası olarak yapıyoruz. Buna da çok bağırdı o ‘Geziciler’. İstediğiniz kadar bağırın. Çatlayın patlayın bak yıktık. Ve inşallah kısa zamanda da orada dünyada sayılı muhteşem bir opera binasını çok amaçlı olarak yapıyoruz” dedi.

*”BİRÇOK DUYGUSALLIĞI DA BERABERİNDE GETİRİYOR”*
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Fatih Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı iş birliğiyle Ayasofya Müzesi’nde düzenlenen “Yeditepe Bienali”nin açılışında konuştu.
Etkinliğin gerçekleştirildiği mekandan dolayı heyecanlı ve duygusal olduğunu dile getiren Erdoğan, “Öyle zannediyorum ki bu muhteşem, muhteşem olduğu kadar mübarek çatının, kubbenin altında konuşmak, hele hele garip asırlardan sonra konuşmak bayağı zor. Birçok duygusallığı da beraberinde getiriyor. Bugün burada böyle bir Yeditepe Bienali’nin yapılmasını gerçekten çok anlamlı buluyorum” diye konuştu. Etkinliğin düzenlenmesinde emeği, katkısı ve desteği olan tüm kurumlara, sponsorlara ve sanatçılara teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendi alanında dünyada bir ilk olan, 600 sanatçının 3 bine yakın eserini bünyesinde barındıran Yeditepe Bineali’nin gelenekli sanatlarımızın tanıtımı noktasında çok önemli bir rol oynayacağına inanıyorum. Yeditepe Bienali’nin, bu tür organizasyonlarda sıkça tekrarlanan bir yanlışı düzelttiğini görmekten de ayrıca memnuniyet duyuyorum. Genelde sergiler ve bienaller kapalı mekanlarda icra ediliyordu. Sanat eserlerini dört duvarın boğuculuğuna hapseden bu anlayış, estetiği öldürmenin yanında, çoğu zaman eserlerin geniş kitlelere ulaşmasına da mani oluyordu. Oysa İstanbul gibi, her köşesi ayrı bir medeniyetin, farklı bir kültürün eserleriyle dokunmuş kadim bir şehrin, bizatihi kendisi sanat galerisidir. Hayatın dadası içinde sakinleri tarafından fark edilmese de bu şehrin, özellikle tarihi yarım adanın tamamı devasa bir açık hava müzesidir” dedi.
*BUNLAR DA BİR TÜRLÜ KÖTÜ HUYLARINDAN VAZGEÇMİYOR”*
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendi mecrasında bir şeyler yapmaya çalışan ürün veren, topluma yeni eserler kazandıran sanatçılarımız da ötelenmiş dışlanmış adeta ademe mahkum edilmiştir. Bu tepeden inmeci, baskıcı, jakoben anlayışın bugün de bazı sözüm ona sanat çevrelerinde devam ettiğine şahit oluyoruz” diye konuştu.
“Kendi ideolojilerini paylaşmayan, bunların diktasına boyun eğmeyen, sanatçılarımıza yönelik en şiddetli saldırılar bunlardan geliyor” diyen Erdoğan, “Gezi olaylarına destek vermeyen sanatçılarımızın bu çevrelerce nasıl hedef gösterildiğini gayet iyi biliyoruz. Çapulcularla kol kola yürümedikleri, vandallığa, sokak terörüne prim vermedikleri için sanatçılarımızın nelerle tehdit edildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Atalar ‘Can çıkar huy çıkmaz’ diyor. Bunlar da bir türlü kötü huylarından vazgeçmiyor. Milletimizden yedikleri onca şamara rağmen bir türlü akıllarını başlarına toplamıyorlar. Gezi’de yaptıklarını daha yakın zaman ‘Zeytin Dalı Harekatı’na destek için bölgeye giden sanatçılarımıza yaptılar. ‘Sizin orada ne işiniz var?’ dediler. Kendi ‘Mehmet’i ile ‘Mehmetçik’i ile onur duyan sanatçılarımıza bunu yaptılar. O zaman sanatçılarımızı nasıl linç ettilerse bugün de aynı ahlaksızlığı aynı haydutluğu sergilediler” şeklinde konuştu.
*”BUNLARIN LÜMPEN MAHALLE KABADAYILARINDAN İNANIN HİÇ BİR FARKI YOKTUR”*
Erdoğan, “Sanatçılarımızın ülkemizin için canlarını hiçe sayan Mehmetçiklerimize moral vermesine dahi tahammül gösteremediler. Günlerce içlerinde biriktirdikleri kin, nefret ve husumeti gazete köşelerinden, televizyon ekranların sosyal medya hesaplarından ortalığa boca ettiler. Sırf yerli ve milli bir duruş sergilediler diye, askerlerimize moral veriler diye o sanatçılarımıza edilmedik hakaret bırakmadılar. Bunların lümpen mahalle kabadayılarından inanın hiç bir farkı yoktur. Bunlar zihniyet itibariyle modern bedevilerdir. Kendi küçük kabilelerinden olmadığı sürece ne kadar büyük olursa olsun ne bir sanatçının ne de bir sanat eserinin onların gözünde kıymeti vardır. Kabile üyelerine ise hangi suçu işlerse işlerisin yaptığı iş ne kadar değersiz olursa olsun sonuna kadar sahip çıkarlar. Bunların gözünde vatana ihanet etsen bile menfaat grubuna ihanet etmediğin sürece makbulsün. Nitekim bölücü terör örgütüne aleni destek veren Türkiye düşmanı çevrelere taşeronluk yapan, sabah akşam ülkemizi kötüleyen sözde sanatçıları hala baş tacı etmelerinin yegane sebebi de budur” ifadelerini kullandı.
*”ÇATLAYIN PATLAYIN BAK YIKTIK”*
Kültür ve sanat alanında tabuları yıktıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Paradigmayı değiştirdik. En büyük fiziki mekana sahip çıkma dönemi iktidarımız döneminde olmuştur. Onlar yıktılar biz yaptık. Hala da onlar yıkmanın gayretinde, biz yapmanın derdindeyiz. hiçbir şeyi görmeden yaptıkları gösterileri hatırlayın. İstanbul’da Harbiye Kongre Merkezi gibi bir merkezi yaparken orada bir ‘Muhsin Ertuğrul’u daha büyüğünü daha modernini yapacağız dediğimiz halde üzerimize üzerimize geldiler. Yaptıktan sonra da suspus oldular. Şimdi orada yerin katbekat altında 3 bin kişilik kongre merkezimiz, gösteri merkezimiz var. Şimdi Atatürk Kültür Merkezi’ni Türkiye’nin bir numaralı opera binası olarak yapıyoruz. Buna da çok bağırdı o ‘Geziciler’. İstediğiniz kadar bağırın. Çatlayın patlayın bak yıktık. Ve inşallah kısa zamanda da orada dünyada sayılı muhteşem bir opera binasını çok amaçlı olarak yapıyoruz. Proje zaten çoktan bitti. Daha önceki proje müellifi bunu da yaptı. Bitirdi ve şu anda ihalesi vesaire her şeyi bitmiş vaziyette. İnşallah bunu da bizler süratle halkımıza yetiştireceğiz. Türkiye’nin ve yurtdışında da burası çok önemli kültür sanat ve gösteri merkezi olacak. Gerektiğinde çok amaçlı olarak da kullanabileceğimiz bir merkez olacak. 10 yıllar boyunca kültür ve sanat alanına hakim olan adeta burayı kendi arka bahçeleri gibi gören zümrenin tahakkümüne son verdik. Aynı şeyi Ankara’da yaptık. Cumhuriyet tarihi boyunca bir tane eser ortaya koyun ya! Bir tane fiziki mekan ortaya koyun be! Bir tane fiziki mekan ortaya koyamadınız. Demek ki bunlar bizi beklerler. Biz geldik bu eserleri biz yapıyoruz. Ve daha da yapacağız. 81 vilayetimizde de yapacağız. İrili-küçüklü yapacağız. Niye sanatı olmayan bir milletin şah damarı kopmuş demektir” dedi.

Yılmaz Erdoğan sanat köyü kurdu

Yılmaz Erdoğan 12 yıl önce bir sabah kalkıp “Artık eski kafayı değiştirip organik beslenmeye yönelmem gerek” dedi. Bunun için, İstanbul’daki ofisinin 20 metrekarelik bahçesindeki tahtaları söktü. 44 çeşit bitki ekti. Derken küçük bahçesi yetmez oldu. 2014’te Hollywood yıldızı Russell Crowe ile Fethiye’de ‘Son Umut’u çekerken bir köylü yaklaşıp şöyle dedi: “Köyceğiz’de bir at çiftliği var, bir bakın” Yılmaz Erdoğan, Döğüşbelen Köyü’ndeki 120 dönümlük araziyi görünce pazarlık yapmadan aldı.
*Sanat Köyü Kurdu*
Yılmaz Erdoğan ağaçlarla dolu arazide kendisine önce bir ev yaptırdı. Çiftliğe şifalı bitkiler, zeytin ağaçları, meyve-sebze ekti. Bu sayede market alışverişini bile kesti. Derken 2016’da işleri büyüttü. Arazinin bir bölümünü ‘sanat köyü’ haline getirdi. Film stüdyosu, ekibinin kalacağı pansiyon, senaryolarını yazdığı iki katlı çardak, futbol sahası yaptı. Yılmaz Erdoğan’ın 2,5 yıldır yaşadığı köyde bugüne kadar ‘Ekşi Elmalar, ‘Tatlım Tatlım’, ‘Kolonya Cumhuriyeti’ ve ‘Deliha 2’ çekildi.